2026 YILINDA ANKARA TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ

04 Oca 2026 - 21:25 YAYINLANMA

Kültür başkenti uygulaması aslında sembolik bir anlam taşır. Ancak bu sembolizm, sadece kültürel görünürlüğü artırmakla sınırlı değildir. Özellikle şehirlerin tarihsel hafızasını, kimliğini ve medeniyet birikimini ulusal ve uluslararası düzeyde yeniden konumlandıran stratejik bir araç niteliği de taşır. Bu çerçevede kültür başkenti ilanları, kültürel diplomasiyi güçlendirirken aynı zamanda turizm, yaratıcı endüstriler ve şehir markalaşması üzerinden ekonomik ve toplumsal etkileşim alanları üretir. Türk Dünyası Kültür Başkenti uygulaması ise, klasik kültürel iş birliği anlayışının ötesine geçerek kültür-siyaset-diplomasi ekseninde çok katmanlı bir entegrasyon modeli sunar. Program, kültürü sadece korunması gereken bir miras değil, aynı zamanda siyasal meşruiyet, uluslararası görünürlük ve bölgesel aidiyet üreten stratejik bir araç olarak konumlandırmaktadır. Bu yönüyle uygulama, işlevselci entegrasyon teorilerinde öne çıkan “taşma (spillover) etkisi” mantığıyla uyumlu biçimde, kültürel alanda başlatılan iş birliğinin zamanla siyasal, ekonomik ve kurumsal alanlara yayılmasını mümkün kılan bir bütünleşme dinamiği ürettiğini ileri sürmek mümkündür. 

Siyasi açıdan Türk Dünyası Kültür Başkenti uygulaması, üye devletler arasında sembolik meşruiyet üretimi ve ortak siyasal dil inşası işlevi görmektedir. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında yürütülen bu süreç, kültürel alan üzerinden siyasal bütünleşmeyi derinleştiren tamamlayıcı bir mekanizma olarak öne çıkar. Şuşa örneğinde, kültür başkenti ilanı sadece bir kültürel tercih değil; Karabağ sonrası dönemde Azerbaycan’ın egemenlik pekiştirme, devlet kapasitesi gösterimi ve bölgesel normalleşme stratejisinin yumuşak güç ayağını oluşturmuştur. Bu bağlamda Şuşa, kültür üzerinden yeniden inşa edilen bir siyasal mekân hâline gelmiştir.

Kültürel düzlemde bu uygulama, Türk dünyasında parçalı hâlde bulunan tarihsel ve kültürel hafızayı ortak anlatılar etrafında yeniden birleştirmeyi amaçlar. Dil, edebiyat, müzik, mimari ve somut olmayan kültürel miras unsurları, başkent ilan edilen şehirler aracılığıyla transnasyonel bir dolaşıma sokulmaktadır. Transnasyonel bir dolaşım, fikirlerin, kültürel unsurların, sermayenin, insanların, normların veya kurumların tek bir ulus-devlet sınırına bağlı kalmaksızın, birden fazla ülke arasında sürekli, karşılıklı ve ağ temelli biçimde hareket etmesi anlamına gelir. Bu süreçte TÜRKSOY, kültürel üretimin koordinatörü ve norm belirleyicisi rolünü üstlenirken; kültür başkentleri, Türk dünyasında medeniyet merkezleri olarak yeniden konumlandırılmaktadır. Böylece kültür, pasif bir miras alanı olmaktan çıkarak aktif kimlik üretim mekanizmasına dönüşmektedir.

Biraz daha özele inerek Ankara’nın Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesi, Türkiye açısından sembolik olduğu kadar stratejik bir anlam da taşımaktadır. Cumhuriyetin kurucu başkenti olan Ankara’nın bu unvanı üstlenmesi, Türkiye’nin Türk Dünyası ile ilişkilerini sadece tarihsel ve duygusal bağlar üzerinden değil, kurumsal kapasite, devlet geleneği ve siyasal süreklilik üzerinden yeniden çerçevelediğini göstermektedir. Bu durum, Türkiye’nin Türk Dünyası içindeki “merkez ülke” rolünü yumuşak güç unsurlarıyla tahkim eden önemli bir adım olması beklenmektedir. 

Türk Dünyası açısından ise Ankara’nın kültür başkenti olması, kültürel etkileşimin sembolik merkezinin geçici bir şehirden ziyade, karar alma ve yönetişim kapasitesi yüksek bir siyasal merkezle buluşturulması anlamına gelmektedir. Bu tercih, kültürün yalnızca folklorik bir ortak payda değil; ortak tarih anlatısı, dil politikaları, akademik iş birlikleri ve kültürel diplomasi yoluyla kolektif kimlik inşasını besleyen stratejik bir alan olduğunu teyit etmektedir. Ankara bu yönüyle, Türk Dünyası’nın dağınık kültürel birikimini daha sistematik ve sürdürülebilir bir entegrasyon zeminine taşıyabilecek bir koordinasyon noktası işlevi görebilir.

Son olarak, Ankara’nın Türk Dünyası Kültür Başkenti olması, kültür temelli iş birliğinin siyasal ve kurumsal alanlara doğru genişlemesini mümkün kılan bir entegrasyon ivmesi üretmektedir. Kültür üzerinden kurulan bu ortak zemin; eğitim, medya, düşünce kuruluşları ve ortak kamuoyu oluşumu gibi alanlarda transnasyonel bir dolaşımı teşvik ederek, Türk Dünyası’nı yalnızca ortak geçmişe sahip bir coğrafya olmaktan çıkarıp, ortak gelecek tasavvuru olan bir topluluğa dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Bu çerçevede Ankara, Türk Dünyası entegrasyonunun hem sembolik hem de işlevsel başkentlerinden biri hâline gelmektedir.

Türk Dünya Kültür Başkenti çerçevesinde Ankara’da yıl boyunca bir takım faaliyet olacaktır. Bu faaliyetleri TDT bünyesinde kalıcı politikalara dönüşmesi arzusuyla, 2026 yılının Türk Dünyası için ortak aklın, kurumsal derinleşmenin ve kültürel dayanışmanın güçlendiği; barış, refah ve karşılıklı anlayışın pekiştiği bir yıl olmasını diliyor, yeni yılın tüm Türk Dünyası’na hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: