ÇOCUKLARIN EVDEN GİTMELERİ YA DA VAKTİ ZAMANI GELİNCE KOVULMALARI
Çocukların evden gitmeleri ya da vaktizamanı gelince kovulmaları meselesi:
Halil Cibran, Ermiş’te çocuklar için belki de en sarsıcı cümleyi şöyle kurmuştur: “Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir!” Bu cümle ilk bakışta sert gelir anne babaya. Oysa içinde büyük bir öğreti ve hayatın gerçeği vardır, tüm anne-babalara ebeveyn olabilmeleri için derin bir sorumluluk çağrısı yapılıyor bu cümlede. Çünkü çocuk, ebeveynin mülkü gibi muamele edeceği bir varlık değildir, dünyaya gelmesine vesile oldukları, Allah’ın onlara emanetleridir.
Bağımlılık meselesine yakından bakıldığında, sorunun çoğu zaman yalnızca madde kullanmak olmadığını ve ilişkilerde başladığını görürüz. Çocuk, kendisini ait hissetmediği ya da nefes alamadığı bir ortamda büyüdüğünde, dışarıda başka sığınaklar, kendisini iyi ve keyifli hissedeceği yerler arar. Bu bazen bir arkadaş grubu, bazen bir ekran, bazen bir zararlı madde olarak da kendini gösterebilir. Hepsinin ortak noktası aynıdır: “Geçici bir kabul duygusu ve sahte bir rahatlama, yalancı bir iyi oluş hali.”
Cibran, “Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil” derken, anne babaya, çocuğun zihinsel alanına saygıyı hatırlatır. Aşırı kontrolcü ebeveynlik, çocuğu korumaz, onu savunmasız bırakır. Kendi kararlarını veremeyen, hayır demeyi evin içerisinde, aile üyeleri arasında öğrenemeyen çocuk baskıdan kurtulduğu ilk anda her şeye evet deme riski taşır. Bağımlılık, çoğu zaman bu kontrol boşluğunda ya da tüm kontrol bende dediğiniz anda filizlenir.
“Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil.” Sürekli eleştirilen, kıyaslanan, şekillendirilmeye çalışılan çocuk, iç dünyasını ya kapatır ya da susturur. Susturulan duyguların dili ise çoğu zaman zararlı alışkanlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Madde, çocuğa faydalı bir şey öğretmez ama hislerini karmakarışık hale getirirken, haz merkezinde oluşan tahribat nedeniyle “hayat buymuş (!)” dedirtir.
Önleme tam da burada başlamalı, önleme; korkutmak, yasaklamak ya da sürekli denetlemek değildir. Önleme; çocuğun kendisini değerli hissettiği, düşüncelerinin ciddiye alındığı, hata yaptığında konuşabileceği bir bağ kurmaktır. Önleme, dolaylı olarak bağımlılıklarla mücadele yöntemidir ve kalıcı koruma demektir. Güvenli bağ kurulan çocuk, tehlikeli bağlara elbette ihtiyaç duymadan yaşayabileceğini keşfeder.
Ve bazen, sevgi sınır koymayı da gerektirir. Bir aile düşünelim: Oğulları yıllardır madde kullanıyor. Tedavi teklifleri reddedilmiş, verilen sözler tutulmamış, her kriz “son kez” diye geçiştirilmiş. Böyle bir evde artık saat yoktur, çalışmaz, çünkü zaman yalnızca krizlerle ölçülmektedir. Anne uykusuz, babanın elinden her an bir kaza çıkabilir. Ev, bir yuva olmaktan çıkmıştır artık, belirsizliğin bekleme salonuna dönüşmüştür.
Bir akşam baba yine bir kez daha konuşur. Bu defa sesi titremez, bağırmaz. Net ve sakindir: “Biz seni seviyoruz ama bu ev, uyuşturucu maddeyle birlikte yaşanacak bir yer değil. Senin hayatın bu mu, böyle mi devam edeceksin, yolun açık, kapı dışarı olsun!” Anne ağlar ama birlikte aldıkları kararın sözcüsü olan eşini onaylar, geri adım atmaz. Çünkü ilk kez ‘sevgiyle’ ‘sınır’ aynı cümlede buluşmuştur o evde.
Genç adam kapıyı çarparak çıkar. Ardında bir ev değil, dışına atıldığı bir sınır bırakır. O gece sokakta kalır. Ertesi gün yine kullanır. Ama ilk kez şunu fark eder: Kimse onu kurtarmaya gelmemiştir. Kimse hatasını örtmemiştir. Evde olduğu gibi maddeyle ilgili kullanım pazarlığını yapamamıştır.
Aylar sonra yardım ister. Çünkü ilk kez düşüşü bu kez yumuşatılmamıştır. Çakılmıştır!
Bu sahne acımasızlık değildir. Bu, bağımlılığı beslemeyi reddetmektir. Ebeveynler aldıkları bu karar ile ne yapmışlardır? Çocuğu evden atarak onu terk mi ettiler? Yoksa uyuşturucu maddeyi evin dışına mı çıkardılar?
Halil Cibran’ın “Sizlersiniz yay, çocuklarınız ise ileri fırlatılan oklar”sözü tam da burada anlam kazanır. Yay bazen gerilir. Ok bazen acıyla fırlar. Ama yönü belirleyen şey sevgiyle konmuş sınırdır.
Bağımlılıkla mücadelede en güçlü korunma kalkanı, sınırsız hoşgörü, ne yapsa bir göz yumma hali değildir. Tutarlı sevgidir, deniz fenerinin ışığı gibi kararlı olmaktır ve sınır koymaktır.
Çocuklarınızı hayattan saklamak, sokaklardan sakınmak mümkün değildir. Asıl mesele, onları hayata ve günümüzün belası bağımlılık sorununa karşı dayanıklı hâle getirmektir. Çünkü hiçbir çocuk, zincirlenerek korunmaz ama bağ kurularak güçlendirilebilir.
Onların evden kendi hür iradeleri ile zamanı gelince gitmeleri gibi zararlı alışkanlıklar karşısında evden gönderilmeleri de onlar içindir.
Ve böyle zor bir kararı sizin adınıza, hiçbir zaman, hiçbir uzman vermeyecek, evlatlarınız vakti gelince size ait olmadıklarını size öğrettikleri gibi, alacağınız bu tip kararların da tam anlamıyla size ait olduğunu, vura kıra, kanırta kanırta öğretecekler...
*Bu yazı ilk olarak www.pamukayna.com'da yayınlanmıştır.