ORTA GÜÇ DİPLOMASİSİ VE BÖLGESEL GÜVENLİK
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşına bakışı, dengeleyici ve çok boyutlu bir stratejiye dayandığını söylemek mümkündür. Ankara savaşın başından beri iki ülke ile diyalog da kalmaya özen göstererek ilkesel olarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve uluslararası hukuku savunurken; aynı zamanda Rusya ile enerji, ticaret, güvenlik ve bölgesel istikrar alanlarında sürdürülebilir diyalog kanallarını açık tutmayı tercih etmiştir. Savaşın ilk gününden itibaren Türkiye, Montro Sözleşmesi’ni uygulayarak Karadeniz’de gerilimin büyümesini sınırlamış, bir yandan Ukrayna’ya savunma desteği sağlarken diğer yandan Rusya ile ekonomik ve diplomatik ilişkileri koparmamıştır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin kendisini kriz yönetiminde arabulucu ve kolaylaştırıcı bir aktör olarak konumlandırma hedefiyle uyumlu olmuştur. Savaş sürecinde adil ve kalıcı bir barışın sağlanması çabasında olan Türkiye’nin İstanbul ve Antalya’daki görüşmelere ev sahipliği yapılması, esir takası ve tahıl koridoru süreçlerinde üstlendiği rolle hem tüm dünyanın takdirini kazanmış hem de küresel bir aktör olmaya aday olduğunu göstermiştir. Herhangi bir çıkar gözetmeden bölgede barış ve huzurun sağlanması refleksiyle hareket eden Türkiye, savaşta taraf olmak yerine “gerilimi düşüren, iletişimi sürdüren ve çözüm zemini oluşturan” bir politika izlemiştir.
Rusya-Ukrayna savaşının üçüncü yılına girilirken Türkiye’nin konumu daha görünür hâle gelmektedir. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Ankara ziyareti, Türkiye’nin bu kriz bağlamındaki stratejik etkisini yeniden teyit eden önemli bir diplomatik temas niteliği taşımaktadır. Ankara’nın hem Moskova hem Kiev ile eşzamanlı ve açık kanallar üzerinden yürüttüğü çok yönlü diplomasi; tahıl koridoru, esir takası ve savunma sanayii işbirliği gibi başlıklarda somutlaşan girişimleriyle birlikte Türkiye’yi bölgesel güvenlik üretiminde kritik bir “orta güç” olarak öne çıkarmaktadır.
Ana gündemi, İstanbul merkezli barış görüşmelerinin yeniden canlandırılması ve Ukrayna-Rusya savaşında “adil barış”ın sağlanması olan görüşme, Türkiye’nin kriz boyunca üstlendiği arabulucu ve dengeleyici rolü bir kez daha öne çıkarmaktadır. Zelenskiy’nin ziyareti bu açıdan, barış sürecine yeni bir diplomatik ivme kazandırma potansiyeli taşımaktadır.
Görüşmenin Temel Konuları:
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti, Rusya-Ukrayna savaşının seyri açısından kritik bir zamanlamaya denk gelmesi bu ziyareti önemli hale getirmiştir. Ziyaretin en önemli gündemi Rusya ile tıkanan müzakereleri yeniden canlandırmak ve savaş esiri değişimlerini yeniden sağlamak konuları oluşturmuştur. Ancak görüşmenin konusu bunlarla mahdut değildi. Görüşmede özellikle savunma sanayii alanında derinleşen işbirliği konusu da ele alındığı tahmin edilmektedir. Baykar’ın Ukrayna’da kurduğu SİHA fabrikası, ortak motor geliştirme projeleri ve deniz platformları gibi stratejik yatırımlar, Türkiye’yi Ukrayna’nın savunma kapasitesini yenileyen ve güçlendiren en önemli ortaklardan biri hâline getirmiştir. Ayrıca Karadeniz tahıl koridorunun Türkiye merkezli yeni bir güvenlik mimarisi çerçevesinde yeniden işletilmesi görüşmenin diğer kritik başlıkları oluşturmuştur. Bunun yanı sıra görüşmede bölgesel ve küresel çerçevede önemli görülen konular da ele alınmıştır.
Bu tablo, ikili ilişkilerin yalnızca taktik işbirliği değil, giderek kurumsallaşan bir stratejik ortaklık zemininde ilerlediğini göstermektedir. Görüşme hakkında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Prof. Dr. Burhanettin Duran “Ankara’da gerçekleştirilecek görüşmelerde, stratejik ortağımız Ukrayna’yla ikili gündemimizdeki konuların yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşına dair güncel gelişmeler ile İstanbul Süreci başta olmak üzere ateşkesin tesisi ve kalıcı çözüme yönelik çabaların ele alınması öngörülmektedir.” Şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Bu ziyaret dış basında genel olarak Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti, “çok yönlü bir arabuluculuk girişimi” şeklinde yorumlanmıştır. Ancak haber ve analizlerin çoğu, bu girişimin şimdilik daha çok “sembolik ve diplomatik bir hamle” niteliği taşıdığını; somut ve bağlayıcı sonuçlar üretme kapasitesinin ise sınırlı kaldığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda Türkiye, NATO ile Rusya arasında hem iletişim kanallarına sahip hem de taraflarla güven ilişkisi kurabilen nadir aktörlerden biri olarak, uluslararası basında giderek daha belirgin bir şekilde “ara güç” ve “kolaylaştırıcı devlet” konumunda tanımlanmaktadır.
Ankara’nın arabuluculuk rolünü “çok önemli” olarak nitelendiren Zelenskiy’nin, “Türk diplomasisinin gücüne ve Moskova’da anlaşılabilir olmasına güveniyoruz” ifadelerini kullanması Türkiye’nin hem Kiev hem de Moskova ile yürüttüğü dengeli diplomatik yaklaşımın bölgenin istikrarı için ne kadar önemli olduğu bir daha anlaşılmaktadır. Görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada, tarafların insani koridorların açılması, ateşkes mekanizmalarının güçlendirilmesi ve sivillerin korunmasına yönelik somut adımların hızlandırılması konusunda mutabık kaldıkları ifade edildi.
Bölgesel Güvenlik Perspektifi ve Denge Politikası
Ziyaret, Türkiye’nin Karadeniz güvenlik mimarisindeki dengeleyici ve arabulucu rolünü yeniden teyit eden bir nitelik taşımaktadır. Ankara, bir yandan Rusya ile ekonomik ve enerji alanlarındaki ilişkilerini korurken diğer yandan Ukrayna’nın askerî ve siyasi direncini destekleyebilme kapasitesine sahip az sayıdaki bölgesel aktörden biridir. Bu çift yönlü diplomatik kabiliyet, Türkiye’yi Karadeniz’deki stratejik denklemde “denge kurucu” aktör konumuna yerleştirmektedir. Zelenskiy’nin Ankara teması, Türkiye’nin tahıl koridorunu yeniden canlandırma girişimlerini ve Karadeniz’de çok taraflı bir güvenlik çerçevesi oluşturma çabalarını güçlendirme potansiyeline sahiptir. Öte yandan bu ziyaret, Ukrayna açısından Türkiye’yi yalnızca bir askeri tedarikçi değil, aynı zamanda uluslararası meşruiyet sağlayan ve savaş sonrası diplomatik mimarinin kurulmasında büyük rol oynayabilecek bir stratejik ortak konumuna yükseltmektedir.
ABD’nin “Kontrollü Yıpratma Stratejisi” Bağlamında Değerlendirme
ABD’nin yakın dönemde basına sızan ve Ukrayna savaşını “uzun süreli fakat yönetilebilir” bir çatışma düzeyinde tutmayı hedefleyen üç aşamalı stratejik planı, Türkiye-Ukrayna görüşmesine farklı bir bağlamsal derinlik kazandırmaktadır. Washington, Ukrayna’nın savunma kapasitesini yeniden yapılandırırken sahada doğrudan belirleyici bir rol üstlenmeden Rusya’yı yıpratmayı amaçlayan bir yaklaşım benimsemektedir. Ancak Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna’ya yönelik dış politikası, ABD’nin bu stratejisinden bağımsız, kendine özgü ve çok eksenli bir diplomatik mimariye dayanmaktadır. Ankara, her iki ülkeyi de dost ve komşu görmekte; savaşı jeopolitik rekabetin bir parçası olarak değil, bölgesel düzeni tehdit eden bir kriz olarak değerlendirmektedir.
Güçlü devlet geleneklerine ve köklü tarihi geçmişe sahip olan Türkiye hiçbir zaman kaotik ortam oluşturarak istikrarsızlıktan çıkar besleme üzerine tesis edilmiş bir politika anlayışı izlememiştir. Tam aksine Türkiye, her zaman bölgesel düzenin korunması, çatışmaların yönetilebilir hale getirilmesi ve diplomatik kanalların açık tutulması yönünde hareket etmiştir. Başka bir ifadeyle Türkiye bölgesel istikrarı kendi milli çıkarlarının temel unsuru olarak görmüştür. Türkiye başta Türkistan ya da Türk Dünyasında birçok konuda Rusya ile çıkar çatışması yaşasa da Batılı ülkelerin aksine savaşın uzanmasından jeopolitik kazanç devşirmeye yönelik bir strateji izlememiştir. Bu politika yaklaşımı aslında kadim Türk geleneklerine dayanmaktadır. Ankara, çatışmanın derinleşmesinin bölgesel istikrara, enerji ve ticaret koridorlarına, Karadeniz güvenliğine ve kendi ulusal çıkarlarına zarar vereceğini bilerek, savaşın kontrollü biçimde sonlandırılmasını ve diplomatik çözüm zemininin güçlendirilmesini tercih etmektedir.
Bu nedenle Türkiye, savaşın uzamasını değil, adil, sürdürülebilir ve uluslararası hukuk çerçevesinde tesis edilecek bir barışı istemektedir. Tahıl koridoru anlaşmasının mimarlığı, esir takası süreçleri ve diyalog kanallarının açık tutulması gibi girişimler, Ankara’nın “çatışma yöneten değil, çözüm üreten” bir dış politika çizgisi izlediğini göstermektedir. Türkiye, bu çerçevede, Kiev’in güvenlik ihtiyaçlarına destek verirken Moskova ile stratejik iletişimi koparmayan nadir aktörlerden biri olarak öne çıkmakta; böylece savaş sonrası oluşacak bölgesel güvenlik düzeninin şekillenmesinde arabulucu ve dengeleyici bir güç olma iddiasını güçlendirmektedir.