BEN DEVELERİN SAHİBİYİM
Bazen tarih öyle bir tekerrür eder ki biz aynı olayı tekrar yaşamış gibi oluruz. Buna kısaca ‘’dejavu’’ diyoruz.
M.S 537 yılında idareyi ele geçiren ve mutaassıp bir hıristiyan olan Habeş Krallığı’nın müstakil Yemen valisi Ebrehe Hıristiyanlığı yaymak için bölgede yoğun çalışmalara başladı. Araplar’ın Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye gittiklerini görünce bu binanın hangi malzemeden yapıldığını ve örtüsünü sordu; taştan olduğunu ve örtüsünün farklı yerlerden geldiğini öğrenince de, “Mesîh’e yemin ederim ki ondan daha hayırlısını yaptıracağım” diyerek San‘a’da, İslâm kaynaklarında Kulleys/Kalîs şeklinde geçen büyük bir katedral inşa ettirdi ve tezyinatı için Bizans’tan mermer ve mozaik ustaları getirtti.
İnşaatın tamamlanmasından sonra Ebrehe çeşitli bölgelere propagandacılar göndererek mâbedi ziyaret etmeleri için halkı San‘a’ya çağırdı. Fakat bu kilisenin, Hz. İbrâhim’den beri kutsal saydıkları Kâbe’nin yerine geçirilmek istenmesini hazmedemeyen Kinâne kabilesine mensup bir Arap San‘a’ya giderek kiliseye pisledi. Bu saygısızlığa öfkelenen Ebrehe de bütün Kinânîler’in gelip kiliseyi tavaf etmelerini istedi; ancak onlar isteğini reddettikleri gibi gönderdiği elçiyi de öldürdüler. Bunun üzerine Ebrehe, Hıristiyanlığın yayılmasına Kâbe’nin engel teşkil ettiği sonucuna vararak onu yıkmaya karar verip içinde Mahmûd adlı filin de bulunduğu büyük bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü.
Aslında Bâbülmendep’e hâkim olup Hindistan deniz ticaretini ele geçirdikten sonra iktisadî hedeflerini genişletmek üzere gözünü kuzeye çeviren Ebrehe, Mekke’yi zaptederek Araplar’ın gittikçe gelişen ticarî faaliyetlerine son vermek, böylece San‘a’yı Arabistan’ın dinî, ticarî ve siyasî merkezi haline getirmek istiyordu. Bu arada kuzey-güney bağlantısını kesen Mekke’yi saf dışı bırakmak suretiyle Suriye’ye uzanması ve Sâsânîler’le savaşan Bizans’a yardım etmesi de mümkün olacaktı
Ebrehe Mekke yakınlarında Mugammes denilen yere geldiğinde, Habeşî Esved b. Maksûd’u bir müfreze ile gönderip Mekke çevresinde otlayan develeri ordugâha getirtti. Bunlar arasında Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib’in de 200 devesi vardı. Ebrehe, daha sonra Hunâta el-Himyerî’yi Kureyş’in reisi Abdülmuttalib’e yollayarak onlarla savaşmaya gelmediğini ve yalnızca Kâbe’yi yıkmak istediğini, eğer engel olmaya kalkışmazlarsa kendilerine dokunmayacağını bildirdi. Abdülmuttalib ise ordugâha gelip sadece develerini istedi. Onun Kâbe’nin yıkılmaması için ricada bulunmak yerine yalnız develerini istemesini garipseyen Ebrehe’ye, ‘’ben develerin sahibiyim. Kabenin sahibi Allah’tır. O Kabe’yi korur’’ cevabını verir. Develerini alarak Mekke’ye dönen Abdülmuttalib, Kâbe’ye gidip beytini koruması için Allah’a dua ettikten sonra halka şehrin dışına çıkmalarını, dağlara ve vadilere çekilmelerini emretti. Ertesi gün Ebrehe ordusuna hücum emri verdi. Fakat kaynaklara göre, askerin önünde bulunan fil Mekke’ye doğru hareket ettirilmek istendiğinde yerinden kımıldatılamadığı gibi askerler de üzerlerine taşlaşmış çamur yağdıran ebâbîl kuşları tarafından kurt yemiş yaprağa çevrildiler (bk. FÎL SÛRESİ). Böylece planları boşa çıkan ve ordusu perişan olan Ebrehe kendisi gibi kurtulabilen askerleriyle birlikte Yemen’e dönmek zorunda kaldı; kısa bir süre sonra da öldü.
Sanki tarih tekerrür edecek gibi görünüyor. Ahir zamanın Ebrehe’leri de aynı mantıkla hareket ederek bu sefer İslam adına hareket ediyormuş gibi, İsrail’e karşıymış gibi görünerek Suudi Arabistan’ı ve Mekke’yi hedef almaya başladılar. Bu sefer de saldırının yemendeki San’a şehrindeki şii Husi’lerden geliyor olması ayrıca manidardır. Belki şartlar aynı değil ama hedef aynı. Suudi Arabistan’ın Kabe’yi korumak gibi bir derdinin olmaması da normal. Abdülmuttalip nasıl ‘’Ben develerin sahibiyim’’ demişse Suudi Arabistan da ’’Ben petrol kuyularının sahibiyim. Kabe’yi de sahibi Allah korur.’’ Diye düşünüyor olabilir.
Ancak; kendisini ‘’Hadimül harameyn’’ yani Mekke ve Medine’nin hizmetçisi olarak gören mevcud Suud rejiminin bu şerefli ünvanı taşımaya yeterli ve liyakatli olmadıkları da bir gerçektir. Kabe ve çevresi mimari ve fiziki açıdan mamur edilse bile her yıl hac ve umre için giden milyonlarca Müslüman ziyaretçiye nasıl küçümseyici bir gözle baktıklarını, kendi iktidarlarını (develerini / petrol kuyularını) korumaktan başka dertlerinin olmadığını hac ve umre için giden herkes görmüştür.
Ayrıca mevcut Suud rejiminin Vahhabi inancı doğrultusunda hicaz bölgesinde Osmanlıya ait hiçbir eseri bırakmadıkları da aşikardır. Müsait olanlar Google earth uygulamasından tam Zemzemtower üstüne gelerek baksın. Yani uzaydan baktığınızda tahtında oturmuş, başında tacı olan ve Kabe’ye tepeden bakan bir kral göreceksiniz.
Bütün bunlara rağmen bu sefer zamanın Ebrehe’lerine karşı Kabe’yi yine Allah koruyacaktır. Ancak bu sefer kimse ebabil aramasın. Mekke Anlaşması ile bir araya gelen ve İslam Savunma Anlaşmasını yapan ülkelerin oluşturduğu savunma konsepti ile Kabe de korunacak, mübarek beldeler de korunacaktır. Gerçek ‘’hadimül Harameyn’’ ünvanı Allah’ın izniyle yine bizim devletimize nasip olacaktır. Allah çağdaş Ebrehelere fırsat vermesin.