SEKÜLER DİNDARLIK ÇAĞI

29 Haz 2026 - 00:01 YAYINLANMA

Başlığı görünce ‘’ Burada bir çelişki var.’’ Diye düşünebiliriz. Ancak her iki kavram üzerinde biraz kafa yorduğumuzda birçok açıdan çelişki olmadığını fark edeceğiz.

Şöyle ki; burada bahsettiğimiz dindarlık kavramı ülkemizin yüzde doksanından fazlasının mensup olduğu İslam dinine bağlılık ve dini vecibeleri yerine getirme gayreti içinde olanları anlatır. En azından İslam dininin temel vecibelerini uygulamaya çalışanları ifade eder.

Sekülerleşmeyi de sanayi devrimi sonrasında bilimin sanayinin ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte dinin, dini inançların ve dini değerlerin itibar kaybetmesi olarak görebiliriz. Bu konuda sekülerleşme ve dindarlık birbirinin alternatifi ya da rakibi olarak görülse de bu hangi din penceresinden baktığınıza göre değişir. Örnek olarak –bize göre- aslını kaybetmiş, tahrif edilmiş olan Hristiyanlıktaki bazı inançların bilimsel gelişmelerle çeliştiğini söyleyebiliriz. Ancak; bilim dünyasının en temel kavram ve kuramlarının temelinin islam alimleri tarafından atıldığını da söyleyebiliriz. Öyleyse bizim dinimiz İslam kesinlikle bilime ve bilimsel gelişmelere karşı değildir. Hatta bilimi tavsiye etmekle kalmaz, emreder. Öyleyse islami açıdan baktığımızda sekülerleşmenin tanımı da yeniden yapılmalıdır. Biz toplum olarak batıdan gelen kavramları kutsallaştırmak veya yok saymak yerine kendi bakış açımızla yeniden yorumlamalı ve tanımlamalıyız. Bilimin ve modernitenin benimsenmesi dine olan bağlılığımızı azaltmak yerine daha bilgili ve bilinçli dindarlığın oluşmasını sağlamalıdır. Bunun oluşmaya başladığını da söyleyebiliriz.

Toplumu oluşturan bireylerin dindarlığının temelini oluşturan şey kendi inançları ile ilgili bilgileridir. Bu bilgi ebeveynler, devlet kurumları, vakıf ve dernek gibi sivil toplum kuruluşları tarafından yeterince ve doğru olarak verilmediği için; dindar kesimin yaşamı içindeki hemen her konu (eğitim, ticaret, sosyal ilişkiler, giyim kuşam, evlilik vb) kendini seküler olarak tanımlayan kesimler tarafından şekillendirildiği için ne yazık ki dindarlık kavramı da ağır bir erozyona maruz kalmaktadır. Böylece dindarlarla sekülerler arasında günlük hayatta birkaç konu dışında fark kalmamaktadır. 

İletişim kanallarının çoğalması ile beraber toplum mühendisliğini çok iyi yapan kesimler uygulamış oldukları gizli, açık projelerle dindar insanların din duygusunun etkisini azaltmış, dinin sosyal hayattan soyutlanmasını, tabiri caizse Allah’la kul arasında soyut bir bağ olarak kalmasını kısmen gerçekleştirebilmişlerdir.

Tesettür kavramı, yine tesettür markaları sayesinde dinin emrettiği örtünme biçiminden ‘’spor tesettür’’ e dönüştürülmüş, neredeyse sadece başın örtülmesi dışında fark kalmamıştır. Bunun olumlu ve olumsuz olarak iki farklı sonucu olmuştur. Olumlu tarafı seküler düşünce yapısına sahip olduğu halde ölçülü giyinmeyi tercih edenlerin de bu spor tesettürrü tercih edebilmesidir. Olumsuz tarafı ise kendini dindar, muhafazakar olarak tanımlayanların biraz daha serbest giyineyim derken, ölçüyü kaçırıp dinin emrettiği örtünmeyle ilgisi olmayan abzürt tarzları ortaya çıkarmalarıdır. Kendini yeterince dindar olarak tanımlayan kesimde bile neredeyse dejenere olmayan tesettür kıyafeti kalmamıştır

Yine ticaret tamamen güncel ve evrensel kurallarla yapıldığı için ticarette de dini hassasiyet en alt seviyeye inmiş, ‘’karlılık’’ her türlü hassasiyetin önüne geçmiştir. Faiz konusundaki duyarlılık azalmış, hiç faiz almam, vermem diyenlerin cep telefonlarında birkaç bankanın uygulaması yerini almıştır. Çalışan ve emekli maaşından, promosyonundan, ek hesabından, fatura ödemeleri ve para transferlerine kadar, ucundan, kenarından faiz almaya ve vermeye maruz kalmaktadır.

Beşeri ilişkilerde de dini hassasiyet azalmıştır. Birey ve aile mahremiyetine dikkat edilmediği gibi, sosyal medyanın da etkisiyle görünür olmak ve gösteriş hevesi almış başını gitmiştir. Artık herkes herkesin ne yediğini, ne giydiğini, evinin hangi mahrem köşesinde neyin olduğunu bilmekte ve görmektedir. Gerçi işi buraya vardıranların dindar olmasının veya seküler olmasının da bir önemi yoktur. Sadece dindar ve muhafazakar insanların doğal olarak daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyoruz. 

Şair Murat Kapkıner’in bir şiirinde dediği gibi :

‘’İcbar edildiğim ikamete latif düştüm’’

Yani; Dindar muhafazakar kesim olarak, seküler kesimin yıllarca bize dayattığı yaşam tarzını, giyim kuşam ve modayı alarak dini konulardaki duyarlılığımızı kaybediyoruz. Birilerinin baskıyla, harple darpla bizi zorladığı noktaya kendi isteğimizle güle oynaya geliyoruz. Öyleyse ne yapmak gerekiyor?

İlk etapta bir orta noktada buluşmak cazip gelse de dindar, muhafazakar kesim kendi hayatını, aile hayatını, sosyal ve ekonomik hayatını, dine bakışını sorgulamalı. İslam dininin koymuş olduğu ölçüleri tekrar hatırlayıp içinde bulunduğumuz garabet durumdan kurtulmalıyız. Yoksa Şeyhi’nin ‘’Harnamesinde dediği gibi; Batıl isteyu Haktan ayrıldım, boynuz umdum kulaktan ayrıldım.’’ dizesindeki canlıdan farkımız kalmaz.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: