YOZLAŞMANIN FARKLI BİR BOYUTU: YEME İÇME KÜLTÜRÜMÜZ
Kültür; insan ve toplum hayatının her yönünü ele alan çok geniş bir kavramdır. Giyim kuşam, eğitim, üretim, sanat, edebiyat, ticaret, yeme içme ve yüzlerce başka yönü vardır kültürün. Yeme içme kültürü de bu yüzlerce kültür oğesinden en önemlilerinden biridir.
Toplumlarda yozlaşma başladı mı bulaşmadığı alan kalmaz. Yeme içme kültüründeki yozlaşma da adeta takip etmekte zorlandığımız hususlardan biridir.
Günümüz iletişim imkânlarının çok fazla ve hızlı olmasının bir sonucu olarak artık bu konu da modaların, trendlerin etkisiyle çok hızlı değişmekte ve yozlaşmaktadır. Yani yozlaşmanın diğer adıdır moda ve trend. Bu konudaki yozlaşmanın hızı da neredeyse bilişim ve iletişimle yarışır durumdadır.
Önceleri bir sofra kültürü, bir sofra adabı vardı. Ailenin bütün fertleri sofraya oturmadan yemeğe başlanmaz, hatta ailenin büyüğü adeta bu ritüelin açılışını yapmadan kimse başlamazdı yemeğe. Artık anne babanın vardiyası, çocukların okul, kurs vb. Saati derken ne aile hayatı kaldı ne sofra kültürü. Nadiren sofra hazirlansa da artık o nezaket, saygı ve sofra adabının kalmadığını, sadece herkesin karnını doyurup kalktığını söyleyebiliriz.
Bu konudaki yozlaşmanın en hızlı ve çirkin şekli ise ev dışındaki yeme içme mekanlarında yaşanmaktadır. Lokantada yemek yemenin bile bir adabı, bir nezaketi vardı. Şimdi kahvehane mi, nargile salonu mu, fastfood mu, kafe mi, fırın mı, bar mı ne olduğu belli olmayan ortaya karışık, ne idüğü belirsiz mekanlar peyda oldu. Nargile ve sigara dumanı yetmiyormuş gibi bu ucube dükkanların caddeye uzanan sundurmalarında bir de egzoz kokusu ve caddenin gürültüsü....Bu hengamede henüz reşit bile olmamış kız çocuklarının yaptığı servisler...
Hadi çayın yanına gelen atıştırmalıkları anlarım da sade kahvenin yanında tatlılar, çikolatalar, lokumlar, kurabiyeler...Hani ne alaka yaa diye çığlık atası geliyor insanın. Bizim kültürümüzde ve diğer kültürlerde kahve keyif için içilir. Yanında sadece su ikram edilir. Su da kahveden önce içilir ki temiz bir ağızla kahvenin bütün nefaseti, rayihası hissedilsin. Yanlışlıkla ya da adap bilmezlikten kahveden sonra su içilirse “kahveyi sele aldırdın” derler. Şimdiki mekânlarda bırakın sele aldırmayı kahve resmen gümbürtüye gidiyor. Bir de tabi bu yozlaşmış kültürü dükkanda bırakmayıp evlerde de “ sunum” adı altında devam ettirildiğini görüyoruz. Bu da gösteriş merakından kaynaklanıyor tabi.
Evvel zamanda Tiryakinin biri her sabah Kahveciye uğrar usulünce bir kahve içer gidermiş. Kahveci adamın tiryaki olup olmadığını test etmek için kahve değirmenine bir arpa tanesi atmış.Kahve taneleriyle birlikte arpayı da öğtüp pişirmiş. Adam kahveyi içmiş. Parasını ödeyip kapıdan çıkarken at gibi kişnemiş. Boylece Kahveci de adamın gerçek tiryaki oldugunu anlamış. Şimdiki cafe tiryakilerinin kahvelerine yarı yarıya arpa koysan o tat ve aroma hengamesinde herhalde anlayamaz.
Bir de işin ekonomi tarafı var tabi. Evde fincan maliyeti 20 tl’yi bulmayacak iki kahveye neredeyse bir günlük yevmiye sini veriyor vatandaş. Tabi işletmeci para kazanacak. Neredeyse masa başına bir garsonun düştüğü o mekanın kira ve diğer giderlerini de hesaba katmak lazım. Hoş bunların self servis olanları da var.
Hele bizim kültürümüzde olmayan açık büfe kahvaltı, açık büfe yemekler... Serpme kahvaltılar… Sonunda sunumda değişim ve trend de ne yapacağını şaşırdı. Artık lüks porselen takımlar yerine ahırlarda kullanılan küreklerle masaya boca edilen karmakarışık yiyecekler… Af buyurun yazmaya terbiyem müsaade etmiyor. Tabi neyi deneyimleyeceğini şaşıran bu azgın, doyumsuz ve görgüsüz müşteri kesimi bu sunumu kahkahalarla karşılıyor. Ne diyelim bu muameleyi paralarıyla satın alıyorlar. Hak ediyorlar yani.
Bu kadar yozlaşma ve doyumsuzluğun sonunda başka nasıl bir muamele beklenir ki…