CEMRELER DÜŞERKEN
Her yıl Şubat ayının ikinci yarısı ve Mart ayının ilk haftası düştüğüne inanılan, sırasıyla; havaya, suya, ve toprağa düştüğüne inanılan ‘’cemreler’’ kışın bitttiğini, baharın geldiğini de gösterir.
Önce havaya düşer, sonra suya ve en son toprağa düşer, toprak ısınır. Tohum çatlar. Ağaçlara su yürür. Kış uykusundaki tabiat uyanır. Tabiat için kim bilir kaçıncı ‘’Vel bea’sü ba’del mevt’’tir. Ölümden sonraki hayatın varlığına en somut delillerinden biridir toprağın ve bitkilerin yeniden dirilmesi.
Kuruyan dallara suyun yürümesi; Yasin suresi, 78-79. Ayetlerinin canlı tefsiri gibidir. “Kendi yaratılışını unutup bize bir örnek verdi. Dedi ki: ‘Çürümüş kemikleri kim diriltecek?’
De ki: ‘Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.’’ (Yâsîn 36/78-79). Amenna ve saddakna.
Artık yeniden doğmak için her şey hazırdır. Anasır ı erbaa’nın ilk üçü yeni bir yaşam için hazırdır. Ancak anasır ı erbaanın dördüncüsü olan ateş, ‘’Güneş’’ tam olarak kendini göstermekte nazlanır. Bazen beklenen bahar geç gelir. Yalancı bahara aldanan bazı meyveler ve çiçekler vaktinden önce çiçek açar. Tam kış bitti derken mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır. Hatta bereketli nisan yağmurlarını beklerken bir bakmışsın kar yağıvermiş erken açan çiçeklerin üstüne.
Şeyh Edebali, Osman Bey’e öğüt verirken ‘’Ey oğul; vaktinden önce çiçek açmaz.’’ Dediği yıllarda değiliz sanki. İnsanoğlunun Dünyanın ve tabiatın dengesini bozması sayesinde bazen ya çiçekler vaktinden önce açıyor, ya bahar geç kalıyor. Erken açan çiçekler de meyveye duramadan kara, krağıya tutulup yok olup gidiyor.
İslam tasavvufundaki vahdet i vücut anlayışına göre yaratılmış olan her şey Allah cc.ın varlığını bizlere yansıtan birer delili, sıfatlarının birer yansımasıdır. Hatta tabiattaki her şey Allah’ın bir ayetidir. Hayatı derin bir farkındalıkla yaşayıp tefekkür edebilenler tabiat olaylarını da çok iyi gözlemleyip tahlil edebilirler. Doğayla iç içe ve barışık bir hayat süren, tabiat kitabını çok iyi okuyan atalarımız bizlere konuyla ilgili derin bir irfan mirası da bırakmışlardır.
Anadolu halk takviminde yıl “Kasım” ve “Hızır” günleri” olarak (kış ve yaz) ikiye bölünür. Kasım günleri, miladi takvime göre 8 Kasım’da başlar. 179 gün sürer ve 5 Mayıs’ta sona erer. Kasım günleri, 4 yılda bir şubat ayının 29 çektiği zaman 180 gündür.
Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlar ve 7 Kasım’a kadar 186 gün sürer. 6 Mayıs’ta Hıdırellez kutlanmasının nedeni bu takvimdir.
Şems-i Tebrîzî ye göre aşkın da üç tane cemresi vardır. “İlk cemre göze, ikinci cemre gönüle, son cemre de ruha düşer.” Devam etmiş Şems:
-Göze düşerse beğeni olur.
-Gönüle düşerse aşk olur.
-Ruha düşerse vazgeçilmezin olur.
İlk kadın şairlerimizden Şair Fitnat hanım da şiirinde Cemreleri art arda yürüyen , yılda bir kere gelen kardeşlere benzetir. Bu kardeşlerin ismi vardır ama cismi gizlidir. Gelmeleriyle cihanın feyzi artar.
Günümüz şairlerinden Mehmet Erdal Karakaş da şöyle anlatır cemreyi;
Görünce seni,
Cemreler düşer yüreğime ısınırım.
Kaçırma ürkek gözlerini,
Bakmıyorsun sanır, yıkılırım.
Bu sene cemrelerin düşmesinin Ramazan ayına denk gelmesiyle tabiatla birlikte insanların gönlünde de etkisini daha çok gösterir inşallah. Gözümüze düşüp hoşgörü olsun, Allah’ın nimetlerini daha iyi görmemizi sağlasın. Gönlümüze düşüp aşk olsun, muhabbet olsun. Yaratandan ötürü yaratılanı sevmemizi sağlasın, aramızdaki hoşgörü ve muhabbeti artırsın. Güllerin, çiçeklerin açması gibi bizim de gönlümüz açılsın ve gönlümüzde açılan güllere, çiçeklere kar yağmasın.