HEPİMİZ YOLCUYUZ

11 May 2026 - 09:20 YAYINLANMA

İnsan hayatı bir yolculuktur aslında. Ancak ne yol bunun farkında ne yolcu. 

Aşık Veysel’in dediği gibi; “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” . Biz de bu yolculukta kendimizi hayatın akışına bırakıp, kızım Betül’ün davetine uyarak dümeni Şanlıurfa’ya, Güneydoğu Anadolu’ya kırdık. Bir haftalık doğaçlama seyahatimizde Mezopotamya’dan Kapadokya’ya birçok şehrimizi görmek nasip oldu. Yorucu ama bir o kadar da hoş ve ilginç bir seyahat oldu. Bu yazımda birazcık izlenimlerimi anlatmaya çalışacağım.

Askerliğimi Şanlıurfa, Siverek’te yapmam hasebiyle otuz beş yıl önce sadece konvoyla geçebildiğimiz yollarda gördüklerimle, bu sefer kendi aracımızla Suriye sınırına kadar gördüklerim arasında asırlık farklar var. 

Öncelikle bölgede terörün bittigini ve huzur ortamının oluştuğunu görmek beni ziyadesiyle mutlu etti. Bölge halkı durumdan gayet memnun. Ticaret ve turizm olabildiğince gelişmiş. Sadece Nusaybin Midyat arasındaki Beyazsu vadisinde yüzlerce işletme, onlarca irili ufaklı konaklama tesisi açılmış. Tur otobüsleri ve özel araçlarla yerli turistler bölgeye akın ediyor. Midyat in eski yerleşim yerindeki taş ev ve konaklar ya hediyelik esya dükkanı yagazino, kafe veya herhangi bir yeme içme mekanına dönüşmüş. Özellikle geceleri çok güzel bir şekilde ışıklandırılmış konaklarda canlı müzik eşliğinde yeme içme gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Yani anlaşılan bölge halkı işletmeciliği de gayet güzel yapıyor. 

Mardin ve Diyarbakır, inanç ve kültür zenginliğinin açık hava müzesi. Bir tarafta tarihî Mardin Ulucami , diğer tarafta Deyruzzafaran, Mor Gabriel Süryani manastırı , yüzyıllardır barış içinde yasayan farklı inançlar. 

Ayrıca Kasımiye ve Zinciriye medreselerinde ki mimari ihtişam uçsuz bucaksız manzarayla bütünleşince atalarımızın estetik ve ilme verdiği değer bir kez daha beni büyülüyor.

Diyarbakır’da 3600 yıldır, ibadethane olarak kullanılan Ulucami Hz Musa dan İslam dinine kadar farklı zamanlarda yapılmış eklentileri üzerinde barındırıyor. Ancak o mabede en güzel yakışan da ezan sesi ve namaz. Hele Cuma namazını kıldıran imam ve müezzinlerin hitabet ve tilavetleri insana ayrı bir huşu veriyor.  

Diyarbakır’da da herkesin inancına, zevkine ve yaşam tarzına uygun ortamlar var. Ayrıca kiliselerin çokluğu da dikkat çekici.

Şanlıurfa için ayrı bir yazı gerekirse de kısaca oradan da bahsedeyim. Özellikle Göbekli Tepe ile insanlık tarihi 12000 yıl geriye götüren Şanlıurfa da birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Tarihi çarşı, Balıklıgöl ve Urfa kalesi adeta birbirini tamamlarken etrafı saran kebap kokuları, size adeta tarih ve bugünü birlikte yaşatıyor. Tabi irfan sofrasında yenen kebaptan sonra gümrük handa künefe ve üzerine bol fıstıklı Melen geç kahvesi olmazsa eksik olur.

Dönüş yolunda Ürgüpte konaklama ve kapadokya türü bu seyahati adeta taçlandırıyor. İnsanın bütün bilimsel açıklamaları unutup, o coğrafyanın periler tarafından oluşturulduğuna inanası geliyor.  

Bir haftalık bir seyahati bir yazıya sığdırmak çok zor. İnşallah bu yazıyı genişletip bir çok detayı da ekleyerek Mezopotamyadan Kapadokyaya, Karacadagdan Hasan dağına, firattan Kızıl ırmağa bir seyehatnamede toplarım.  

Asıl olan yolun sonu değil, yolculuğun kendisidir. Nice gizemli yolculuklara.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: