DEMOKRAFİK YAPI VE YEREL YÖNETİMLER
Ülkemizde özellikle son yarım yüzyılda doğudan batıya, kırsaldan kentlere doğru aşırı bir göç yaşanmış ve bu göç hareketi büyükşehirlerdeki demokrafik yapıyı da aynı hızla değiştirmiştir. Büyükşehirlerdeki nüfusun kayıtlı olduğu illere göre hatta ülkelere göre dağılımı çok hızlı bir şekilde değişmiştir. Öyle ki bazı büyük şehirlerde o şehrin yerli halkı neredeyse yok sayılmaya başlanmıştır.
Bunun en önemli sebeplerinden biri de büyük şehirlerde yerel yönetimlerde söz sahibi olma yarışıdır. Farklı ülkelerden veya illerden büyük şehirlere göç eden vatandaşların kendi aralarında kültürlerini korumak, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmak için kurdukları dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar adeta bir lobi veya diaspora fonksiyonuna bürünmüşlerdir. Böylece farklı diasporalar veya lobiler arasında, o şehrin yerel yönetiminde daha çok söz sahibi olma, daha fazla etkili olma, mevki ve makam kapma yarışı yaşanmaktadır. Yarış çoğu zaman o şehre sonradan göçenler arasında olup o şehrin yerli halkı neredeyse yok sayılmaktadır.
Demokrasilerin en önemli unsurlarından biri de seçimlerdir. Seçimlerde siyasi görüşler kadar hemşehri ilişkileri, lobi ve diasporaların etkinliği küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Ancak bu lobilerin temsil ettiği kesimler üzerinde yüzde yüz etkili olduğunu söylemek de mümkün değildir. Buna rağmen bu lobi ve diasporalar tarafından siyasi yapılar üzerinde seçim önü aday seçiminde, seçimden sonra da seçilenler üzerinde baskı yapılmaktadır.
Yönetimin her çeşidinde ve yerel yönetimlerde liyakat ve ehliyet esas olması gerekirken daha çok lobi baskısının ön plana çıktığı görülmektedir. Yani büyük şehirlerde o şehrin dışında hangi şehrin lobisi daha güçlüyse onun etkisi daha fazla öne çıkmaktadır. Bu da kaynaşma, birlik ve beraberliğin pekiştirilmesi yerine toplumsal barışı olumsuz yönde etkilemekte, yerel yönetimlere olan güveni azaltmakta, hizmet ve istihdamda tüm kesimlere eşit davranıldığı hissiyatını zayıflatmaktadır. O şehrin yerlilerinde bir yok sayılma ve değersizlik hissini artırmaktadır.
Teşbihte hata olmaz, malum guguk kuşu diye bir kuş var. Bu kuşun hayatı çok ilginçtir. Guguk kuşu hayatı boyunca hiç yuva kurmaz. Yumurtasını başka bir kuşun yuvasına bırakır. Yuvanın sahibi olan kuşun yumurtalarını her seferinde tek tek yuvadan dışarı atar. Ev sahibi kuş kendi yumurtası sanarak guguk kuşu yumurtasının üzerine kuluçkaya yatar. Ancak kuluçka sonunda çıkan civciv ev sahibi kuşun değil guguk kuşunun civcividir. Maalesef ki büyükşehirde yaşanan durum çoğu zaman budur. Özellikle o şehrin yerlilerinde böyle bir izlenimin oluşması çok incitici bir durumdur.
İsmet Özel bir şiirinde der ki;
‘’ Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir’’
Demek ki o şehirde her şey aslından uzaklaşmış, her şey gerçekliğini yitirmiş, O şehirde satılan urganlar kenevir değil naylondur. O şehirde hiçbir şey olması gerektiği gibi değildir, iş işten geçmiş demektir. O şehri bir an önce aslına döndürmek gerekir.
O halde yapılması gereken; dünyada artık küresel vatandaşlık konuşulurken, aynı dinin mensubu, aynı dili konuşan, gerektiğinde bu ülke için canını bile vermekten çekinmeyen eşit yurttaşlar olarak, yaşadığımız şehri güzelleştirmek, daha yaşanır bir şehir haline getirmek, şehirde yaşayan herkesin refah ve mutluluğuna katkı sunmaktır. Bu şehrin nimetlerini de külfetlerini de eşit olarak paylaşmaktır. Yönetimde hiçbir kesimi dışlamadan, yok saymadan, lobicilik ve diasporacılık oynamayı bırakıp liyakat ve ehliyeti öncelemektir.