AL ELİNE KALEMİ

01 Mar 2026 - 22:03 YAYINLANMA

Al eline kalemi, yaz Allah’ın adını

Çekmeyenler ne bilsin zikrullahın tadını

Başlığı ve yukarıdaki beyiti görünce ilahinin müziğini mırıldanmaya, hatta biraz da kıpırdanmaya başladığınızı görür gibiyim. Söyleyenlerin kim olduğu, ne olduğu çok da önemli değil; yapılan işe bakmak gerekir.

Bu tür müzik ve güfteleri pek çok açıdan eleştirebiliriz. Sözlerini sığ bulabilir, müziğini fazla hareketli görebilir, müzik aletleri eşliğinde sokaklarda söylenmesini uygun bulmayabiliriz. Ancak şu gerçeği de teslim etmek gerekir ki bu gençlerin okuduğu ilahiler yediden yetmişe herkesin diline pelesenk olmuş durumdadır. Hatta Newyork’tan Tokyo’ya Dünya’nın birçok noktasında artık pop, rep vb müzikler yerine araçlardan yüksek sesle ‘’Kabe’de hacılar Hu der Allah’’ ilahisi çalınmakta ve dinlenmektedir.

Öğrencilik yıllarımda bir miktar dinî musiki dersi almış biri olarak itiraf etmeliyim ki ritim ve müzik kısmını tasavvufla pek ilişkilendiremedim. Sözler de Yunus Emre’nin ya da Niyazi Mısrî’nin sözleri değil. Ancak bir toplumun sanatı o toplumun aynasıdır. Sanat, gelişmek için kendi iklimini arar; içinden çıktığı ve muhatap olduğu kesimin o sanatla ne kadar ilgili olduğuna göre ya zenginleşir ya da fakirleşir ve yok olur.

Tasavvuf musikisi aslında tekkede yapılır, zikir halkalarında icra edilir; Allah’ı anma esnasında huşuyu artırmak için vardır. Bu ülkede tekke ve zaviyeleri kapatmış, medreseleri kapatmışsınız. Bırakın tasavvufu ve onun mertebelerini, seyr ü sülûku; bunlardan çok daha önce gelen şeriatın adını ananları bile gerici, yobaz, mürteci ilan etmişsiniz. İstiklâl Mahkemelerinde önce asıp sonra yargılamışsınız. Klasiğiyle, postmoderniyle, kanlısıyla kansızıyla darbenin her türlüsünü yaşamış; “bin yıl sürecek” denilen 28 Şubat süreçlerini görmüş bir ülkede yeniden Yunus Emre’ler, Hacı Bayram Velî’ler, Niyazi Mısrî’ler, Aziz Mahmud Hüdâyî’ler, Eşrefoğlu Rûmî’ler, Kaygusuz Abdallar mı bekliyoruz?

Tasavvuf musikisi ve klasik Türk müziğinin üretilebilmesi için gerekli eğitim verilmemiş, uygulama için uygun iklim oluşturulmamış; Batı’nın en küçük hareketine bile hayranlık duyan, kendi kültürüne yabancı dönemler yaşanmış. Kendi kültürü unutturulmuş bir toplumdan Mevlânâ’lar, Itrî’ler, Dede Efendi’ler, Kânî Karaca’lar çıkmasını mı bekliyoruz?

Aslında tasavvuf musikisi —ya da güncel adıyla dinî musiki— işin üstadları tarafından ciddi biçimde eleştirilmeli. Mütedeyyin insanların düğünlerinde dokuz sekizlik ritimle çalınan ve adına “ilahi” denilen müzik formlarını da sorgulamak gerekir.

Süleyman Demirel’in meşhur sözüyle ifade edersek: “Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz.” Klasik Türk müziği veya tasavvuf müziğinin klasik eserleri adeta bir hazine titizliği ile korunup yaşatılırken günümüzün bakış açısına, teknolojisine ve toplum hayatına uygun yeni bir dinî musiki formu geliştirmek gerekir. Bu alanda konservatuvarlarda ve imam hatip liselerinde özel bölümler açılmalı; Türk gençleri Teknofest’lerde bile kendi musikisiyle coşabilmelidir.

Ne var ki tartışılması gereken asıl konular bunlar iken, “Al eline kalemi”, “Kâbe’de hacılar gibi” ilahilerin okullarda söylenip söylenemeyeceği konuşuluyor. Dinî musikiye yönelmek bile toplumsal ayrışmanın gerekçesi hâline getiriliyor. Yüz yıldır kullanılan kutuplaştırma argümanlarına laik–antilaik çatışması da eklenmeye çalışılıyor. Kuruluş amacı çocuklara İslam’ı öğretmek olan imam hatip okullarında Ramazan ayına özel etkinlikler düzenlenmesi bile sanki çocuklar ibadete zorlanıyormuş gibi sunuluyor.

Sonuç olarak, ülkemizde dinî musiki —ya da tasavvuf müziği— kendi asli üretim ve icra zemini olan tasavvuftan kopuk şekilde, çoğu zaman sadece dinî günlerde veya muhafazakâr çevrelerin toplantılarını şenlendirmek! için icra edilmektedir. Beğensek de beğenmesek de müziğin özellikle enstrümantal kısmı belli kesimlerin elindedir. Hatta bazı dindar çevreler müzikle uğraşmayı neredeyse günah sayarken, başkalarının ürettiği müzikle yetinmek zorunda kalınmaktadır. Oysa tabiat boşluk kabul etmez. Bizim “günah” diyerek boş bıraktığımız alanlar başkaları tarafından dolduruluyorsa, ortaya çıkan dinî müziği eleştirme hakkımız da zayıflamaktadır.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: