İNSANIN RUHSAL VE BEDENSEL İHTİYAÇLARI
İnsanlar; hayatında önce fizyolojik ihtiyaçlara gereksinim duyar. (Yeme, içme, uyku, barınma, nefes alma). Yani hayatta kalmaları için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar.
Ancak insan sadece nefes alan ve fizyolojik ihtiyaçları için yaşayan bir varlık değildir. İnsanın varlığını devam ettirebilmesi için ikinci önemli ihtiyacı ise güvenlik ihtiyacıdır. Önce can güvenliği, sonra sahip olduğu varlıkların (mal) güvenliği gelir. Artık modern insandan bahsettiğimize göre iş güvenliği ve güvencesi de diğerlerini takip eder. Modern insan aynı zamanda sağlığını da güvence altına almak ister. Yani hasta olduğunda tedavisini yapacak sistem ve kurumlara da ihtiyaç duyar. Modern insan aynı zamanda hayatı boyunca da bir düzen içinde yaşamak ister. Sabah kalktığında ne yapacağı, ne zaman dinleneceğini, kaç saat çalışacağını da bilmek ister.
Mashlov’un ihtiyaçlar analizi piramidinde; saygı (değer) görme ihtiyacı, ait olma ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme yani potansiyelini ortaya koyma ve yeteneklerini geliştirme ihtiyacı da yine modern insanın önemli ihtiyaçlarındandır.
Piramid bütün olarak incelendiğinde aslında tüm maddelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu görürüz. Her ne kadar piramitte öncelik sırası yapılmışsa da son madde olan kendini gerçekleştirme ihtiyacı karşılanmadığında bir önceki madde olan değer ihtiyacı da ortadan kalkacak, yani anlamsızlaşacaktır. Bu nedenle fizyolojik ihtiyaçların karşılanması kadar diğer ihtiyaçların da karşılanması sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumun olmazsa olmazlarıdır.
Sağlık; sadece beden sağlığından ibaret değildir. Ruh sağlığı da en az beden sağlığı kadar önemlidir. Hatta yerine göre daha önemlidir. Bedensel kısıtı olan bir bireyin topluma hiçbir zararı olmaz. Bedensel kısıtının olması ondaki insani duyguları eksiltmez, aksine bedensel sağlığı yerinde olan insanlardan daha duyarlı olabilir. İnsani, milli ve manevi duyguları daha çok gelişmiş olabilir. Ancak ruh sağlığı yerinde olmayan bir birey hem kendine, hem topluma zarar verebilir. Nitekim Şanlıurfa / Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan son okul saldırıları ruh sağlığı bozuk insanlar tarafından yapılmıştır.
Eğitim tarihimize baktığımızda bilgi aktarmaktan çok ruh sağlığı yerinde, hatta olgun seviyede olan insanlar yetiştirmeyi önceler. İslam inancının gereği de iyi insan, ahlaklı, faziletli, erdemli insan yetiştirmek önemlidir. Tüm canlılara merhameti, doğaya saygıyı, adaleti, sevgiyi öğretmeyi önceler. Sadece canlıların değil, eşyanın (Cemadat)ın da ruhu olduğunu öğretir.
Tasavvufun amacı, nefsi kötü huylardan arındırıp güzel ahlakla bezemek, Allah’ın rızasını kazanarak manen olgunlaşmak ve "insan-ı kâmil" seviyesine ulaşmaktır. Kalbi dünyevi tutkulardan temizleyip Allah sevgisiyle doldurmayı, ihsan makamında (Allah'ı görüyormuş gibi) yaşamayı ve nefis terbiyesi yoluyla hakikate ermeyi hedefler.
Kalbinde sağlam bir Allah inancı olan, Allah tarafından görüldüğünü bilen, Allah’ı görüyormuş gibi (İhsan makamı) yaşayan birinin, kamil insan (olgun) kısaca hazreti insan olan birinin kendine ve canlı cansız hiçbir varlığa kötülük yapma olasılığı var mıdır? İlahi dinlerin hepsinin temel amacı bu hazreti insanı oluşturmaktır. Birçok beşeri dinin öğretileri de bedensel olgunlaşmayla birlikte ruhsal olgunlaşmayı sağlamaya çalışır.
Ancak; günümüzün kapitalist ve emperyalist dünya düzeni insanları aşırı derece de doyumsuzluğa itmiş, daha beş on yıl önce lüks olan ihtiyaçlar bugün sıradanlaşmış, sıradan gibi görülen bu ihtiyaçları karşılayabilmek için aile de en az iki kişinin çalışması zaruri hale gelmiştir. Komünist sistemlerdeki ‘’insanı makine olarak görme’’ anlayışı kapitalizmde daha keskin ve acımasız hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak kreşlerde, bakıcıların elinde, anne sevgisinden uzak büyüyen, dede – nine görmeden büyüyen çocuklar, aile içi iletişimden kopup tablet, bilgisayar ve cep telefonlarıyla bütünleşmiş, insani duygulardan sıyrılmış ve adeta mankurtlaşmış ve zombileşmişlerdir. Yani hayvanlarda bulunan birçok duygu ve içgüdüyü bile kaybetmişler, Kur’anda ‘’ belhüm adal’’ denilen yani hayvanlardan daha aşağı bir hale gelmişlerdir. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Okulda, sokakta, çarşıda, pazarda biz bu çocuklarla birlikte yaşamak zorundayız.
Çözüm çok zor değil aslında. Tabi devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin yapması gereken birçok iş var. Ancak; Anneler babalar olarak hayatımıza yeniden bir düzen getirmemiz gerekiyor. Çocuklarımıza olan sevgimizi, onlar için daha fazla konfor sağlayarak, gece gündüz çalışarak değil; onlara daha fazla zaman ayırarak göstermeliyiz. Dedeler, nineler torunlarıyla birlikte vakit geçirmeli. Geleneksel Türk aile yapısını tekrar inşa etmeliyiz. Artık ‘’çekirdek aile’’ kavramını hayatımızdan, lügatimizden çıkarıp üç kuşağın bir arada yaşadığı aile yapısına geri dönmeliyiz. Ben şahsen çocuklarla yeterince ilgilenildiğinde dijital bağımlılığın da önüne geçileceğine inanıyorum. Bizler kendi çocuklarımıza zaman ayırmazken, çocukları saatlerce oyalayacak içerikleri üretenler zaman ayırıyor. Bunun sonucunda her izlenmede, her etkileşimde, her üyelikte hem paralarını kazanıyor hem de çocuklarımızı zombileştiriyorlar. Ebeveynlerinden yeterince ilgi ve sevgi gören çocuklar diğer ihtiyaçlarını zaten bir şekilde karşılayacaklardır. İlgi ve sevgi ruh sağlığının en temel ihtiyacıdır. Ruh sağlığı yerinde olan çocuklar da hem kendine, hem de içinde yaşadığı topluma faydalı insan olurlar.