EĞİTİM ÖĞRETİM GÜVENLİĞİ
Okullar, toplumun en güvenli, en huzurlu, çalışma barışının, sevginin ve samimiyetin en fazla olduğu kurumlardır. Veya öyle olmak zorundadır. Çünkü okullar bizim can paremiz evlatlarımızı emanet ettiğimiz eğitimli, donanımlı; hem akademik olarak hem insani olarak tüm yeterliliklere sahip olan öğretmenlerimizin adeta hayat verdiği kurumlardır.
Çağımızda adeta şimşek hızında gerçekleşen değişimler, öğrenci, veli, eğitim yönetimi ve toplumun tüm fertleri olarak eğitimle ilgili nasıl bir tavır almamız konusunda bizleri çaresiz bırakıyor. Devlet yönetiminde sık yaşanan iktidar değişiklikleri, siyasi ve ideolojik saikler en çok da eğitim sistemimizi etkiliyor. Bazen yapılan bir yanlış uygulama veya yaklaşım iyi niyetle yapılmış bütün planlamaları işlevsiz hale getirebiliyor. Örnek olarak yakın tarihimize kara bir leke gibi yapışan 12 Eylül 1980 darbesi ve tarihe 28 Şubat kararları bu dönemlerden ikisidir.
16 Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe giren 4306 sayılı kanun ile 5+3 =8 yıllık kesintisiz eğitim başlamıştır. Her ne kadar bunda temel amaç ‘’ülkenin eğitim seviyesini yükseltmek ‘’ gibi gösterilse de asıl amacın Türkiye’de din eğitimini ve imam hatip liselerini bitirmek olduğunu bilmeyen, anlamayan yoktur sanırım. Bununla beraber üniversiteye girişte imam hatip lisesi ve meslek lisesi mezunlarına getirilen katsayı engelinin de en önemli amacı bu okullara olan ilgiyi ve talebi azaltmak idi. Bu engel daha sonraki hükümetler tarafından kaldırılarak tüm ortaöğretim kurumları mezunları için ortak katsayı uygulanarak adalet sağlanmış oldu.
Daha sonra, 2012 yılında (4+4+4 sistemi) ile bu kesintisiz yapı kaldırılmış ve zorunlu eğitim:
4 yıl ilkokul + 4 yıl ortaokul + 4 yıl lise şeklinde kademeli hale getirilmiştir (toplam 12 yıl zorunlu eğitim). Bu sistem de her dört yılın sonunda öğrenciye farklı okullar seçme hakkını getirmiş ancak akademik eğitim kapasitesi sıfıra yakın olan öğrencilerin lise ve Anadolu liselerine, örgün eğitim dahi okuyamayacak öğrencilerin meslek liselerine yığılmasına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak sanayide çırak ve kalfa bulunamazken ortaöğretim kurumlarında okuma yazma problemi olan çocuklar bile üniversite hayali kurmaya başlamıştır. Velilerin isteği de bu yöndedir. Onlara göre çocukları çok zekidir ancak okullar yetersiz, öğretmenlerin bilgisi ve tecrübesi yetersizdir.
Okullarda güvenlik sorunu oluşturan başka bir husus da ebeveynler tarafından, tüm öğrencilerin çok zeki prens ve prensesler olarak görülmesidir. Evde çocuğunun en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz olan veliler öğretmenlerin neredeyse çocuk karşısında el pençe divan durmasını beklemeleridir. Belki de basın ve medya yoluyla öğretmenlerin ve eğitim sisteminin itibarsızlaştırılmasının bir sonucudur bu. Velilerin eğitim konusunda bilinçli olması tabi ki çok değerlidir. Ancak velilerimize göre, güya kendileri eğitim uzmanı kadar bilgili, eğitim fakültesi mezunu, yılların tecrübelisi, bakanlığın onlarca kurs ve seminerine katılmalarına rağmen öğretmenlerimiz eğitim konusunda velilerimizin eline su dökemeyecek kadar cahiller. Hiçbir hasta doktora tıp dersi veremez ama bir veli öğretmene pedagoji dersi verebilir. Öğretmen de aldığı eğitimin gereği olanca nezaketiyle veliyi dinler, dinler ve velinin hadsizliklerinden kurtulmak için haklısınız efendim demek zorunda kalabilir. Çünkü; ‘’Aşırı tevazunun sonucu vasat insandan nasihat dinlemektir’’
Okullardaki güvenlik sorunlarından biri de eğitimin sadece okulda verilmemesidir. Sosyal medya, oyun platformları, tv dizileri, arkadaş ortamları eğitim konusunda çocuklar üzerinde daha da etkili. Aile ortamının bozulması, anne ve babaların vardiyalı ve uzun süreli çalışması sonucunda çocukların cep telefonu ve sosyal medyayla çok fazla vakit geçirmesi de önemli bir etkendir. Hatta birçok güvenlik sorunun doğrudan sebebi sürekli şiddet ve saldırganlık pompalayan, insanda doğuştan bulunan temel insani duyguları yok eden bu oyunlardır.
Bütün bu okul dışı olumsuzlukların sonucunda şiddete meyilli bir nesil, akran zorbalığına meyilli bir nesil de maalesef toplumun geleceğini tehdit ediyor. Durum o ki okullarımızda kontrolsüz davranış sergileyebilecek öğrenci ya da öğrenciler bulunuyor.
Ayrıca yukarıda saydığımız sebeplerden ötürü örgün eğitim dışında kalan gençler de okula ve öğretmene duyduğu kini saldırganlık olarak gösterebiliyor.
Sonuç olarak yapılması gereken çok şey var. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Değerler Eğitimi ile yıllar içinde güvenlik sorununun azalacağını düşünüyorum. Ancak iki gün önce Şanlıurfa Siverek’te yaşanan elim hadisenin tekrarlanmaması için acilen okul girişlerine polis veya özel güvenlik görevlendirilmeli, girişlerde x ray cihazları kurulmalıdır. Ayrıca eğitim ortamlarında ve öğretmene karşı işlenen suçlarda cezalar katlamalı olarak verimelidir. Ayrıca okul yönetimlerinde ve girişlerde panik butonlar yerleştirilmelidir.
Ayrıca Cimer, Mebim gibi iletişim sistemlerinden şikayet kabul edilmemesi gerekir. Şikayet; dilekçe kanununa göre yapılmalı. Aslı astarı olmayan bir sürü iftira ile eğitimciler uğraşırken öğretmene saygısı olmayan o prens ve prensesler ve velileri çok kolay bir şekilde öğretmeni zor durumda bırakabiliyor. Bütün bunların sonucunda zulmü önledik, adaleti sağladık diye düşünürken öğretmeni itibarsızlaştırarak kötü niyetli ebeveynlere yem ediyoruz. İftirayı atan attığıyla kalıyor, iftiraya maruz kalan öğretmenin hayatı zindan oluyor.
Mısır fethedilip İstanbul’a dönülürken Adana civarına gelindiğinde ordu şiddetli bir yağmura yakalanır. Ortalık çamur deryasına dönmüştür. O bölgede konaklama kararı verilir. Ertesi gün yolculuğa devam edilir. Sultan Selim Han, devrinin büyük ilim adamlarından Kemal Paşazade ile sohbet ederek yol almaktadır. Bir ara Kemal Paşazade’nin atı tökezler ve atın ayağından sıçrayan çamur, padişahın kaftanını kirletir. Kemal Paşazade son derece mahcup olmuştur. Yavuz Sultan Selim, bu büyük ilim adamını mahcup etmemek için hizmetçilerine der ki:
Bana yeni bir kaftan getirin ve bu elbisemin üzerindeki çamurları da sakın temizlemeyin! Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için kıymetlidir. Ben öldüğüm zaman bu kaftanımı, sandukamın üzerine örtersiniz.
Alimin atının ayağından sıçrayan çamura bile kıymet veren cihan padişahından geldiğimiz nokta; öğretmenin değersizleştirildiği, çocukların adeta tanrılaştırıldığı velilerin üst sicil amiri yerine geçtiği bir duruma geldik. Bu tablo tersine dönmeden eğitimden bahsetmek kendimizi kandırmak olur. Sınav kazanacak bilgiler verebiliriz. Ancak milli kültürümüzden habersiz; Saygı, sevgi, merhamet gibi insani duyguları kazandıramadıktan sonra karşılaşacağımız sonuç bellidir.
Not: Yazıyı bitirmek üzereyken Kahramanmaraş’taki okul katliamı haberiyle bir kez daha yıkıldık. Hem Şanlıurfa / Siverek’te hem Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden eğitim şehidi öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, yakınlarına sabr ı cemiller dilerim.