GÜNEYDOĞU’DAN GÜNEY BURSA'YA

18 May 2026 - 00:03 YAYINLANMA

Memleketim, derdim, memleketim,

Dağına, taşına seslenirdim

Yankılarda adını dinlerdim

Sevdiğim göllerin, vadilerin.

Necati CUMALI

Şair burada memleketini demek, anlatmak mı istemiştir ya da derdinin memeleketi olduğunu, memleket meselelerini dert edindiğini mi anlatmak istemiştir; tam olarak belli değil. Hatta her ikisini de kabul edebiliriz. Gerçi memleketi dert edinmeyen memleketini de diyemez. İnsanın gönlünde olan diline vururmuş. Zaten Türkçe olan gönül kelimesinin Farsça karşılığı da ‘’dil’’ değil midir?

Bizim derdimiz de memleketimiz olduğu için gönlümüzde ve dilimizde memleketimiz var. Bedri Rahmi de diyor ya ;

 ‘’Kirazın derisinin altında kiraz,

 Narın içinde nar.

 Benim de içimde boylu boyunca memleketim var.’’

Hem de Edirne’den Kars’a yedi yüz seksen bin kilo metre karenin tamamı. Gerçekten Dünyanın en güzel ülkesi bizim ülkemiz. Ancak; doğup büyüdüğümüz topraklar insana bir başka güzel görünüyor. O yüzden Uludağ’ın kimilerine göre öte yüzü, kimilerine göre beri yüzü. Coğrafi olarak da Bursa’nın güneyi veya kısaca Güney Bursa’nın değeri bizim için bir başka anlam taşır ki vatandan öte.

Geçen hafta yaptığım Güneydoğu turundan sonra Türkiye’nin güneydoğusu ile Bursa’nın Güneydoğusunu kısaca karşılaştırma fırsatı yakalamış olduk. Eskiden Güneydoğuyu mahrumiyet bölgesi, sürgün bölgesi diye bilirdik. Halkın batıya nazaran daha fakir olduğunu düşünürdük. Ancak şu anda özellikle Dağ Yöresi ile güneydoğuyu karşılaştırdığımızda kısaca durumun tam tersine döndüğünü söyleyebiliriz. 

Güneydoğu’da şehirler mamur hale gelirken, ilçelerde nüfus artışı ve tersine göç yaşanırken, Güney Bursa’da ilçeler üç beş sene sonra nüfus azlığından dolayı neredeyse mahalle statüsüne inecek. Özellikle Bursa ve diğer büyükşehirlere göç, neredeyse sıfır doğum karşısında her yıl yüzlerce vefat neticesinde ilçe nüfusları gittikçe azalmaktadır. Güneydoğu’da özellikle GAP ve onu tamamlayan baraj ve sulama projeleriyle köyler kasabaya dönüşürken ilçeler nüfus olarak ve kentleşme olarak, neredeyse beşe, ona katlamış.       

Hemen her ilçede kurulan organize sanayi bölgeleri, ucuz altyapı ve ucuz iş gücü sayesinde sanayinin de yavaş yavaş ilgi göstermeye başladığı bölgenin geleceğinde tarimsal üretimin yanında endüstriyel üretimin de ağırlıklı olacağı tahmin ediliyor. Bizde ise bölgeye sanayiinin sokulmaması konusunda devlet, millet elele vermiş durumda. Bölgedeki linyit, krom ve taş ocakları adeta çevre katliamı yaparken endüstrinin bölgeye zarar vereceğini düşünenleri anlamakta zorlanıyoruz. Üstelik Yeşil Endüstri veya Yeşil OSB kavramından da bi habermişiz gibi de bir durum çıkıyor ortaya.         

Güneydoğuda yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekecek mağaralar, mimari eserler, arkeolojik kazılar bölgenin yerli ve yabancı turizm acentalarının destinasyonları arasına girmesini sağlamış. Bizim arkeolojik kazılar yapılabilecek alanlarımız ise ya kaçak hazine avcılarının insafına terkedilmiş ya da ormanların içinde, toprak altında kaybolmaya mahkûm bir hale düşürülmüş. Bu arada yeni bir gelişme olarak Orhaneli de Hadrionai antik kenti için arkeolojik kazı izni alınmasını çok değerli buluyorum.

Ne akarsularımız, ne ormanlarımız ne de tarihî eserlerimiz bölgeyi bir cazibe merkezi haline getirmeye yetmemiş. İnsanımızın cömertliği, misafirperverliği, girişimciliği bölgeyi kalkındıracak bir itici güç haline getirilememiş. Dağ yöresi belediyelerimizin kurduğu küçük çaplı işletmelerin dışında iyi örneklere çok nadiren rastlıyoruz.   

Hani dedik ya derdimiz memleketimiz. Yoksa güzel ülkemizin her yanı bizim, her yanı ayrı bir güzel. Biz istiyoruz ki âbâ u ecdadımızın hatıraları ve mezarlarının bulunduğu, hak vaki olduğunda bizim de defnedileceğimiz toprak larımız da mamur olsun, nesillerimiz âbâd olsun. Toprağımız ve mahsulümüz değerlensin. Gittikçe insansızlaşan Güney Bursamız yadellere kalmasın. Mevla görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

 

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: