DOSYAN VAR MI?
Dijital Çağda Mahremiyet, İtibar ve Sorumluluk
Günümüz insan kaynakları yönetiminde, özellikle yöneticilik gibi sorumluluk isteyen pozisyonlarda personel seçimi yapılırken farklı yöntemlerin kullanıldığını biliriz. Adayın eğitimi, tecrübesi, özgeçmişi, geçmiş başarıları ve referansları değerlendirilir. Mülakatta kendini ifade edebilmesi, iletişim tarzı, duruşu ve kriz anındaki tavrı da kanaat oluşturur. Bunların tamamı bilinen ve meşru yöntemlerdir. Ayrıca insan kaynakları uzmanları adayın, duruşuna, oturmasına, kalkmasına, kendini ifade edebilmesine de bakarak aday hakkında belli bir kanaate ulaşabilir. Bunların hepsi bilinen yöntemler.
Ancak dijital çağ, bu klasik yöntemlerin yanına çok daha etkili bir unsuru ekledi: veri.
Bugün cep telefonları, uygulamalar ve sosyal medya platformları “kolaylık” ve “kişiselleştirme” vaadiyle hayatımızın merkezinde. Biz fark etmesek de; arama geçmişimiz, konum hareketlerimiz, izlediğimiz içerikler, tıkladığımız bağlantılar, beğenilerimiz ve uygulama içi davranışlarımız çeşitli şekillerde kayıt altına alınabiliyor. Üstelik bu süreç çoğu zaman bizim verdiğimiz izinlerle işliyor.
Ayrıca telefon kapalıyken bile tüm konuştuklarımızı, gittiğimiz yerleri, tabiri caizse attığımız her adımı, aldığımız her nefesi ve çıkardığımız her sesi de kayıt altına alarak bizi bizden daha fazla tanımış oluyorlar. Üstelik bunların hepsini bizim verdiğimiz izinlerle yapıyorlar. Artık casus yazılıma filan gerek yok. En basit bir uygulama bile daha kurma aşamasında cep telefonundaki rehbere, mikrofona, kameraya, telefonda kayıtlı tüm dosyalara, fotoğraf ve videolara ulaşma izni istiyor. Bu izinler verilmeden de telefonun neredeyse hiçbir özelliğini kullanamıyoruz. Eskiden ‘’iki kişinin bildiği sır değildir’’ derdik. Bugün ise şu cümle daha gerçekçi:
“Telefonun varsa, mahremiyetini korumak için bilinçli olmak zorundasın.”
Çünkü dijital dünyada sır sadece insanlarla paylaştıklarımız değildir; cihazlara, uygulamalara ve platformlara açtığımız kapılar da mahremiyetimizin sınırlarını belirler.
Bu mesele yalnızca “reklam gösterme” meselesi de değildir. Veri ekonomisi büyüdükçe, insanların alışkanlıkları üzerinden profil çıkarma imkânı da büyüyor. Kişinin ilgileri, refleksleri, zayıf anları, öfke ve korku tetikleyicileri; hatta gündelik rutinleri bile veriyle okunabilir hâle gelebiliyor. Bu profiller kimi zaman “arka plan bilgisi” gibi masum bir görüntüyle pazarlanırken, kimi zaman daha riskli alanlarda istismar edilebiliyor: manipülasyon, baskı ve şantaj gibi.
Zaman zaman kamuoyuna yansıyan “özel hayat görüntüleri üzerinden baskı” iddiaları, sivil toplumda ve siyasette yaşanan bazı tartışmalar, dijital ortamın aslında ne kadar kırılgan olabileceğini hatırlatıyor. Burada kesin hüküm dağıtmak değil, şu gerçeği görmek gerekiyor:
Mahremiyet zedelenirse, sadece kişi zarar görmez; kurumlar zarar görür, aileler zarar görür, toplumun güven duygusu zarar görür.
Dünyada yaşanan bazı büyük bilgi ifşaları da bu riskleri büyüteç altına aldı. Devletlerin, kurumların ve hatta “yenilmez” sanılan yapıların bile bilgi güvenliğinde kırılgan olabildiği görüldü. Bunun bize söylediği şey şudur: En güçlü görünen sistemler bile, veri güvenliğini ihmâl ederse yara alır. Bazı yüksek profilli olaylar üzerinden yürüyen tartışmalar ise (özellikle istismar ağları, karanlık ilişki ağları ve şantaj iddiaları) mahremiyetin nasıl bir “kontrol aracı”na dönüştürülebileceğini göstermesi bakımından ibret vericidir. Burada amaç sansasyon değil; insan onurunu korumanın ve dijital okuryazarlığın ne kadar hayati hâle geldiğini anlamaktır.
Özetle, dijital çağda mesele yalnızca “iyi CV” ya da “iyi referans” değildir. Bazı çevreler, insanları sadece yetenekleriyle değil, zayıf noktaları üzerinden de yönlendirmeye çalışabilir. Bu ihtimal bile, her birimizin daha dikkatli ve daha bilinçli olmasını gerektirir.
Bu noktada altını çizmek gerekir: Devletlerin ayakta kalması kadar toplumların huzuru da itibar, güven ve ahlaki sağlamlık üzerine kurulur. Toplum önünde görev alan herkesin (yönetici, kanaat önderi, sivil toplum temsilcisi, siyasetçi) dijital çağda daha ağır bir sorumluluk taşıdığı açıktır. Kamuoyunda yıllardır sert tartışmalar yaşansa da, ülkemizin liderlik geleneğinde asıl belirleyici olan şey; kriz anlarında gösterilen duruş, milli iradeye sadakat ve sorumluluk bilincidir. Bu yüzden kişisel omurga ve şahsiyet, dijital çağda her zamankinden daha kıymetlidir.
Son söz: Gayrimeşru yollarla güç devşirmek de, gayrimeşru yollarla tatmin aramak da insanı büyütmez; küçültür. Dijital izler çağındayız; er ya da geç birçok şey ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden “delikanlılık, mertlik, efendilik” dediğimiz değerler, sadece sözle değil; hayatın her alanında, özellikle dijital dünyada korunması gereken bir emanettir.
Atasözünü de dijital çağa uyarlayarak bitirelim:
“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” denirdi…
Bugün ise “internet icat oldu, mahremiyet emanet oldu”.