GIDA GÜVENLİĞİ

04 May 2026 - 00:24 YAYINLANMA

İnsanoğlu için kainatta yaşanacak başka bir yer var mıdır henüz biliniyor. Ancak bilinen tek ve en güzel yer şüphesiz Dünya’mızdır. Çünkü Dünya yaşam için gerekli olan her şeyi bünyesinde barındıran tek gezegendir. Yaşam için sadece hava, su değil; her türlü gıdanın istenildiği kadar üretilebileceği, üzerinde yaşayan kaç milyar insan olursa olsun Allah herkese yetecek gıdayı üretebilecek bir zenginlik bahşetmiştir dünyamıza. 

Şu anda dünyamızda yaklaşık olarak 8 milyar insan yaşamaktadır. Yeryüzünde üretilen toplam gıda bu 8 milyardan daha fazla insana yetecek miktarda olmasına rağmen yeterli ve güvenli gıdaya erişebilenlerin sayısı 5,57 milyar civarındadır. Yani 2.7 milyar insan yeterli ve güvenli gıdaya erişmekte zorluk yaşamaktadır. Açlık sınırında olan 750 milyon insan, acil açlık durumunda olan yaklaşık 300 milyon insan bulunmaktadır.

Bunun en önemli nedenleri; gelir adaletsizliği, savaşlar ve çatışmalar, iklim değişikliği, gıda isrefı, lojistik ve dağıtım sorunlarıdır. Yani üretilen gıdanın yetersizliği değil gelir adaletsizliği yüzünden satın alamamak, Hegemon devletlerin ve derin devlet teşkilatlarının çıkardığı savaşlardır. Önceleri sadece zenginlerde olan ancak daha sonra tüm toplumlara sirayet eden gıda israfıdır. İklim değişikliğinde yeni iklime ve lojistik gibi sorunlar ise aşılamayacak sorunlar değildir.

Türkiye’nin durumuna gelince; yukarıdaki sorunların her birinden çok az olduğunu, bazılarının hiç olmadığını söyleyebiliriz. En önemli sorunların düzensiz iç ve dış göç, plansız şehirleşme (kırsalda yaşayan ve şehirde yaşayan dengesi), üretim toplumundan tüketim toplumuna dönüşmemiz, toplum olarak kanaati terketmemizdir. Kanaat derken de fakirlerin kanaatinden bahsetmiyorum. Ticaretle uğraşanların kanaatsizliğinden bahsediyorum. Yani ülkemizde her türlü tahılı, sebzeyi, meyveyi istediğimiz kadar üretmek mümkünken ve hatta üretilirken, yüzlerce üründe ithalat yapılırken, ne yazık ki ülkemiz için de gıdaya erişim güvenliği konusunda tehlike çanlarının çaldığını söyleyebiliriz.

 ÇÜlkemizde birçok sebze ve meyve ihracat yapılacak kadar fazla üretilmesine rağmen marketlerde ve pazarlarda hala fahiş fiyata satılmaktadır. Örnek olarak, domatesin kilo fiyatı Antalya toptancılar halinde 20-30 tl arasında değişirken marketlerde ve pazarlarda hala 150-200 tl arasında satılmasını hiçbir mantıkla açıklayamayız. Bütün masrafları iki kat olarak yazsak bile bu fiyatları zor bulur. Antalya-İstanbul veya Bursa arası nakliye kilo maliyeti maksimum 2-3 tl, hal masrafları, komisyon vb en fazla 10-15 tl . pazara veya markete maliyeti 40-50 tl arası olan bir ürün nasıl olur da 150-200 tl’ye satılır? Buradaki makas aralığını kanaatsizlik ve açgözlülük dışında neyle açıklayabiliriz? Aynı ürün bir markette 10 tl iken başka bir markette 15-20 tl ye satılıyorsa bunun adı aç gözlülük değil de nedir?

Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Türkiye’de özellikle son 70 yılda kırsalda yaşayan nüfusla kentlerde yaşayan nüfus oranı tam tersine dönmüş, kırsalda yaşayan nüfus, %80’den %16 lara düşmüş kentlerde yaşayan nüfus oranı %84 lere yükselmiş, tarımsal üretim aile üretiminden büyük işletmelere, holdinglere geçmiştir. Bu da hem tekelleşmeyi getirmiş hem de neredeyse hiçbir bölgenin kendine yeterli üretimi yapamamasına neden olmuştur. Artık köyde yaşayan da şehirde yaşayan da temel gıda maddelerini hazır, fabrikasyon üretim olarak satın almaktadır. 

Yine millet olarak belirgin özelliklerimizden biri de işimize geldiği gibi anlamak, veya tam tersini anlamak. Üstad Necip Fazıl’a sormuşlar: 

Üstad, Sakarya Türküsü şiirinizde ‘’Yüzüstü çok süründün Ayağa kalk Sakarya’’ dizesinde vermek istediğiniz mesaj neydi? Bunu anlayan oldu mu? Diye sormuşlar. Üstad da ; ‘’evet bir kişi anladı, oda yanlış anladı, ayağa kalkmak yerine amuda kalktı.’’ demiş.

Yine Kayserili esnafa sormuşlar; ‘’iki kere iki kaç eder’’ diye . O da ‘’alırken mi satarken mi’’ diye sormuş. Bizler de toplum olarak demokrasiyi, özgürlüğü, nasıl yanlış anladıysak ‘’serbest piyasa ekonomisini’’ de yanlış anladık. Serbest piyasanın isteyenin istediği fiyata satması olarak anladık. Halbuki serbest piyasanın en önemli ayaklarından biri de, bir taraftan rekabeti öncelerken bir taraftan da aşırılıkların önüne geçmek için devlet kontrolünün olmasıdır. Ne yazık ki üretimin ve pazarlamanın tekelleşmesiyle rekabet ortamını bozuldu. Devletin kontrol ayağı da vatandaşı korumaktan ziyade daha çok vergi toplamak üzerine odaklandığı için serbest piyasada kontrolsüzlük hat safhaya ulaşmıştır. 

Özetle sorun gıdanın olmaması değil yukarıda belirttiğimiz hususlarda yaptığımız yanlışlardır. Yapılması gerekenleri tek tek saymaya gerek yok. Yanlışlarımızı düzeltelim, sistemdeki eksiklikleri ortadan kaldıralım, tarımsal üretimi destekleyip ülke geneline yayalım. Bu bereketli topraklar yüzlerce yıl bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacaktır. 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: