LATİFE LATİF GEREK

12 Tem 2026 - 23:30 YAYINLANMA

İnsanoğlu topluluklar halinde yaşamaya başladığı andan itibaren hoş vakit geçirmek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurmuştur. Bir taraftan da içinde yaşadıkları toplumun güncel konuları, problemleri, kahramanlıkları toplumun genelini etkileyen afetleri ve sevinçleri bu sözlü ve yazılı anlatım türlerinin de ana konuları olmuştur. Bu anlatım türleri genel olarak tiyatro ana başlığı altında toplanabilir. Hatta tiyatro insanlık tarihindeki en eski yazılı ve sözlü anlatım türüdür denebilir.

Türk tiyatro tarihinde ise ‘’Seyirlik Halk Oyunları’’ önemli bir yer tutar. Bunlar bölgelere ve dönemlere göre farklı adlarla anılsalar da daha çok orta oyunu ve meddahlık tarzlarıyla anılır. Ayrıca , kökeni Çin’e kadar dayandırılan gölge oyunu bizim kültürümüzde Karagöz-Hacıvat olarak kendini gösterir. Karagöz ve hacıvat için bugünkü sinema ve animasyon türlerinin prototipi de diyebiliriz.

En eskisinden en modernine kadar bu anlatım türlerinde toplumu ilgilendiren konuların işlenmesi, yönetimin eleştirilmesi, eleştirilerin mizahi bir üslupla yapılması önemli bir özelliktir. Hatta zaman zaman otoritenin eleştirisinin çok ince söz sanatlarıyla yapılması da bilinen bir gerçektir. Buna mizah ya da nükte de denir. Toplumumuzda bugün bile şakacı insanlara nüktedan denilmesi bundandır.

Nükte; Verilmek istenen mesajın yoğunlaştırılmış olarak sözün içine yerleştirilmesidir. Yani mesaj; tabiri caizse yemeğin lezzeti gibidir. O lezzeti yemekten ayırmak, yemeği lezzetten ayrı düşünmek mümkün değildir. Böylece nükte, hiciv, latife kavramları ortaya çıkar.

Yine eskilerin tabiriyle ‘’latife latif gerektir.’’ Yani bir gerçeği şaka yoluyla anlatmak isterseniz onu da en latif (hoş) şekilde yapmanız gerekir. Çünkü hoş olmayan bir üslup ve dille hoş (latif) bir cümle kurulamaz. 

Edebiyat – Tiyatro – Orta oyunu – Meddah silsilesinin son versiyonu ise meddahlık geleneğinin dejenere edilmiş hali ‘’Sten up show’’ olarak karşımıza çıkıyor. Bizdeki ‘’meddah’’ geleneğine çok benzeyen bu seyirlik oyun da kaliteli yapıldığında, düzgün amaçlar için kullanıldığında bir sanat olarak kabul edilebilir. Örnek olarak eğitim alanında, ebeveyn eğitimlerinde, vatandaş duyarlığını kazandırmak için; yerine göre eleştiri ve hiciv olarak da kullanılabilir. Zaten her sanat dalında toplumdaki aksayan yönler, yönetimsel sorunlar dile getirilebilir. Ancak; hiçbir sanat kişilere, kurumlara, dini ve manevi değerlere, hakaret için kullanılamaz. Hele hele toplumun yüzde doksanının inandığı dinin, İslam dininin kutsal kavramları espriye, şakaya, mizaha konu edilemez edilmemelidir.

Gerçi bu tarz soytarılıkları izlemek için para veren, Kur’an’la, Peygamberle alay eden bu soytarılıklara gülen, bunları komedi olarak kabul eden zümrenin sanat ve espri anlayışını da sorgulamak lazım.

Tabi sadece gündemdeki Deniz Göktaş’tan ve onun saçmalıklarından bahsetmiyoruz. Sonuçta bunlar sahne sanatı olarak icra edildiği için seyircilerle de etkileşimli performans sergilemektedir. Bunlar zaman zaman seyirciye de küfür edilen, bazen iki kişinin bile konuşamayacağı toplumun genel ahlakıyla bağdaşmayan seviyesiz cümleler kullanacak kadar da basitleştiği halde sırf herkes gülüyor diye gülen seyircinin de espri ve sanat anlayışını sorgulamak lazım. Kendilerini sanatçı diye topluma tanıtan bu hadsizler de, karşılarında her şeye gülen cıvık bir güruh görünce zıvanadan çıkıp vitesten atabiliyorlar. Örnek olarak koyunlar yerine çocukların öldürülmesi gerektiğini iddia eden sapığın söylediği sözler seyirciler arasında infial yaratması beklenirken buna gülen topluluğun espri anlayışının değil zeka seviyesinin sorgulanması gerekir.

Özellikle hakaret edilen İslam diniyle ilgili konular olduğunda bazı çevrelerde müthiş bir özgürlükçü yaklaşım kendini gösteriyor. Bugün sıradan kişi ve kurumlara hakaret bile suç iken özellikle islami değerlere hakaret ve aşağılama sıradan bir sanat faailyeti gibi gösterilmeye çalışılıyor. Türkiye cumhuriyeti devletinde, vatandaşlarının yüzde doksanın üzerindeki çoğunluğunun inandığı değerlere, kutsallara hakaret, onları aşağılamak ‘’cami duvarına işemek’’ ya da en hafif ifadeyle Müslüman mahallesinde salyangoz satmak değil midir?

İslam dışında başka değerlere saldırıldığında cengaver kesilen ancak İslami değerlere saldırıldığında bunu düşünce özgürlüğü olarak açıklamaya çalışanlar iki yüzlü sahte demokratlar değil midir?

İslami değerlere düşman olanlar zaten belli, onlar belki de inandığı düşüncenin gereğini yapıyordur. Peki kendilerini ve partilerini milliyetçi, muhafazakar olarak tanımlayan siyasetçilerin bu sapıklıkları savunmasını nasıl açıklayacağız? Bunlar ya göründüğü gibi değiller ya da kendilerine verilen iç maşa, piyon görevini yapıyorlar diyebilir miyiz?

Bu faaliyetler basit, sıradan sanatsal faaliyetler değildir. Bunlar toplumun farklı kesimlerinde infial uyandırıp toplumdaki kutuplaşmayı körüklemek ve toplumun sinir uçlarına dokunmak için bilinçli olarak, tepki çekeceğini bile bile icra edilen projelerdir. Devletin hukuk ve kolluk birimleri bu fitne ve fısk u fücur odaklarını ortaya çıkarıp cezalandırması ve topluma göstermesi devletin asli görevlerindendir. 

Henüz Başbağlar katliamı zihinlerdeyken, madımak komplosu tam olarak aydınlatılamamışken; sanat, komedi, eleştiri vesair adlarla toplumun ayrışmasına sebep olacak, milli birlik ve bütünlüğümüze zarar verecek faaliyetlere izin verilmemelidir. 

Komedi yapılıyorsa latife yapılacaksa bunun en nezih bir dille, hiçbir kesimin kutsallarına saldırmadan ve hoş bir şekilde, latif bir şekilde yapılması gerekir. Edepsiz edebiyat olmayacağı gibi esprinin de Latifenin de latif olması gerekir.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: