TÜRK YÜZYILI VE BOP

10 Ağu 2026 - 01:52 YAYINLANMA

Yirmi birinci yüzyılın başından günümüze kadar Türk ve dünya basınında bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) söylemi dillerden düşmüyor. Yine aynı yüzyıl ve aynı coğrafyalar için doksanlı yıllardan itibaren Türk yüzyılı veya Türkiye Yüzyılı kavramları da kullanılmaya başladı. Merhum Süleyman Demirel’in Adriyatik’ten Çin seddine söylemi, yine merhum Cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın doksanlı yıllarda Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanması üzerine ‘’Yirmi birinci yüz yıl Türkiye yüzyılı olacaktır.’’ Sözüyle Türkiye Yüzyılı ifadesi de literatüre girmiş oldu. Buradan hareketle batılı basın kuruluşlarında da zaman zaman Türkiye yüzyılı kavramı kullanılmaya başladı.

Son yirmi küsür yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ve sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın gayretleriyle dünyada önce Türkçe Konuşan Ülkeler adı altında, en son Türk Devletleri Teşkilatı’nın da kurulması, Türk devletleri ve tarihi gönül coğrafyamızı oluşturan islam ülkeleriyle yapılan stratejik iş birlikleri, askeri işbirlikleri ve savunma sanayi hamleleriyle, Türkiye’nin başlatmış olduğu Zengezur Koridoru, Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi ve yeniden gündeme gelen Hicaz Demiryolu vizyonu birlikte ele alındığında, Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz üzerinden Orta Doğu’ya uzanan çok katmanlı bir jeostratejik ulaşım ve bağlantısallık ağının şekillendiği görülmektedir.  Türkiye’nin yapmış olduğu bu hamlelerle Türkiye Yüzyılı veya Türk Yüzyılı da BOP veya Teodor Herzel’in büyük İsrail projesinden daha fazla dikkat çekmektedir.

BOP; güya Fas'tan Pakistan'a kadar uzanan Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasını siyasi, ekonomik ve kültürel olarak yeniden yapılandırmayı amaçlayan jeopolitik bir dönüşüm girişimi olarak lanse edilen projedir. ABD başkanı Georg W Bush’un Türkiye Cumhuriyeti (o zamanki) başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da eşbaşkan ilan ettiği, Türkiye Cumhuriyetini Stratejik müttefik kabul ettiği o meşhur proje…

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Pakistan’dan Fas’a uzanan ve adeta bir medeniyet projesi gibi sunulan bu proje aslında Arz-ı Mevud; yani Büyük İsrail Projesi’nden başka bir şey değildi. Bu projeyle başta İran, Irak, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır olmak üzere; Basra Körfezi, Arap yarımadası, Kızıldeniz ve Afrka’nın kuzeyindeki onlarca ülkeyi içine alan bölgede  ABD ve İsraili’in bölge ülkelerini ‘’ İbrahim Anlaşmalarıyla ‘’ adeta İsrail’e biat ettirmeye çalışması, saldırmazlık anlaşmalarıyla İsraili’in çevre güvenliğini garantiye alması, anlaşmaya yanaşmayan ülkelerin de yönetimlerini değiştirerek kendilerine bağlamaya çalışması BOP’un aslında büyük İsrail Projesi’nin makyajlı hali olduğunu gösteriyor.

Biraz daha geniş bir perspektiften baktığımızda Siyonist diaspora ve İsrail’in bütün dış politikasına yön veren arz ı mev’ud bölgesi ülke topraklarımızın yüzde yirmisini içine almasının da ötesinde, bizim gönül coğrafyamızın da bir bölümünü oluşturuyor. Bu durumda ortaya şöyle bir durum çıkıyor:

Bu bölge yayılmacı Siyonist rejimin vaat edilmiş toprakları değil; Türk Yüzyılı öngörüsünün ve projesinin gerçekleşeceği, Yapay sınırlarla birbirinden ayrılan ‘’Gönül Coğrafya’’mızın yeniden ve modern bağlarla kenetleneceği bir coğrafya olacaktır.

Bizim sınırlı aklımız ve bilgimizle anladığımız, gördüğümüz bu projeyi kadim Türk devlet aklının anlamadığını düşünmek saf dillik ya da cehalet olur. Ayrıca iki binli yıllardan itibaren Türkiye’nin atlattığı badireleri, Cumhurbaşkanlığı sistem değişikliklerini, yirmi dört yıl devam eden AK Parti iktidarını, Ordudan, istihbarattan bürokrasiye ve yargıya, devletin en ince ayrıntısına vakıf olan bir cumhur ittifakını da buna ekleyelim. Yüzlerce kritik süreci idare etmiş bir Hakan Fidan’ın varlığını ve Dünya tarihini adı gibi bilen bir İbrahim Kalın faktörünü de buna ekleyelim. Bütün bu kişi, kurum ve organizasyonların bunu bilmeme ihtimali sıcak bir buz kütlesinin varlığı ihtimali kadar zayıftır.

Batının ve özellikle ABD ve İsrail’in en iyi yaptığı işlerden biri, ülkeleri ordularla işgal etmek yerine kendine bağlı ve biat etmiş liderleri o ülkelerin başına getirerek ülkeyi kendi istedikleri şekilde yönetmek. Bu ülkemiz için de böyle olmuştur. Ta ki Recep Tayyip Erdoğan’a kadar. Erdoğan ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’da uygulamak istediği BOP’un istikametini değiştirmiş,  15 Temmuz hain darbe girişimini tersine çevirerek Türkiye’yi işgalden kurtarmış, Suriye’nin parçalanarak güneyimizde bir teröristan kurulmasını önlemiş, Akdeniz’de attığı stratejik adımlarla mavi vatan kavramını hayata geçirerek İsrail- Avrupa arasında yapılacak enerji koridorunu çöp etmiştir. Şimdi sıra Bop içinde İsrail’in ağırlığını bitirip bopu Türk Yüzyılı’na çevirmektedir.

Yine burada kadim Türk devlet aklı devreye girecek, tarihten ve coğrafyadan esen rüzgarlarla yelkenlerini dolduracak, yel değirmenlerini kuracak, bölgedeki tüm ülkeleri kendi savunma şemsiyesine alacaktır. Bugün Karabağ’dan Somali’ye, oradan Libya’ya ve Adriyatik’e kadar etki alanını genişletmiştir. Son yirmi yılda kendini yok etmek üzere yapılan saldırılardan ve tuzaklardan güçlenerek çıkmayı başarabilmiştir.

Şuanda yaklaşık beş aydır devam eden ABD, İsrail- İran, Lübnan savaşı belirsizliğini sürdürüyor. Tam barış sağlandı derken şehirlere bombalar, füzeler yağmaya başlıyor. Türkiye Cumhuriyeti devletimizin ve Cumhurbaşkanımızın yoğun gayretleriyle Türkiye savaşın bir cephesi haline gelmekten kurtuluyor. Bir yanda İsrail ve ABD, diğer yanda yaklaşık dört yüz yıldır değişmeyen sınırlarımızın olduğu İran var. ABD ve İsrail Türkiye’yi hem Irak’ta hem Suriye’de savaşın içine çekmek için gösterdiği gayrete, kurdukları bütün tuzaklara rağmen ülkemizi kendi savaşlarının tarafı yapamadılar. Şimdi yine Allah’ın izniyle Türkiye burada da savaşa girmeyecektir.

Ancak; sütten çıkmış ak kaşık da olmayan İran Türkiye’nin bütün samimiyeti ve gayretiyle barıştan yana tavır takınmasına rağmen Türkiye’yi ve Ortadoğu’daki dostlarını hedef tahtasına koymaya devam ediyor. Her ne kadar ülkemize yönelik saldırı yapmamış olsa da savaşın yeniden kızışmaya başlaması Ülkemizin de savaşta cephe olma riskini ve ihtimalini artırıyor. Devletimiz İran topraklarında yaşayan kırk milyona yakın Türk nüfusuna rağmen İran’ın toprak bütünlüğünü savunmaya devam ediyor.

Her şeye rağmen Türkiye İran’a karşı bir cephe açmak zorunda kalırsa İran’da yaşayan Türk nüfusun tavrı ne olur?

BOP yani büyük İsrail projesine rağmen İran Azerbaycan’ının (Güney Azerbaycan) kuzeydeki Azerbaycan devletiyle birleşme ihtimali olur mu?

Böyle bir durumda hemen hemen hepsi komşu olan yaklaşık üç yüz milyon türkün siyasi olarak olmasa bile ekonomik ve askeri olarak birleşmesine vesile olur mu?

Bu arada süreç çok iyi yönetilirse İsrail de hak etmese bile şimdilik 1967 sınırlarına geri çekilir ve BOp çöp olur.

Tabi bu sorular bugünden yarına cevabını bulmayacak. Ancak Türk Yüzyılı’nın gerçekleşmesi için yüz yıl daha beklememize gerek kalmayabilir. Sonuç olarak ABD ve İsrail’in BOP projesi kadim Türk devlet aklı ve ferasetli, basiretli liderler sayesinde Türk yüz yılına dönüşecektir.

Türkiye-Pakistan- Suudi Arabistan arasında imzalanacak olan savunma iş birliği anlaşmaları ve  bu anlaşmalara daha sonra katılacak olan diğer Türk ve İslam ülkeleri adeta ‘’Türk- İslam Savunma İş birliğine yani Türk İslam Paktı’na dönüşmek üzere.

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Siyonizm’in arz ı mev’ud hezeyanı için düşündükleri Bop eninde sonunda Türk Yüzyılı’na dönüşecektir. Her zaman söylediğimiz gibi; ‘’Herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı, bir projesi vardır. Kimin hesabı Allah’ın hesabına daha uygunsa o hesap gerçek olur. Aynı coğrafyada taban tabana zıt iki plan (Bop ve Türk yüzyılı) olduğuna göre siyonizmin palanı değil, Türkiye yüzyılı projesi gerçek olacaktır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: