BEREKET,NANKÖRLÜK VE İHANET

21 Eki 2026 - 22:15 YAYINLANMA

Dünyanın en güzel mesleklerinden biridir tarım, çiftçilik. Önce bir tohumu toprağa atıp onun toprağın üstüne çıkmasını umutla beklemek, tohumun kara topraktan yeşil bir filiz olarak çıkmasını görmek, bin bir emekle onu büyütmeye çalışmak, biraz fazla soğuk olduğunda endişelenmek, aşırı sıcaktan korumaya çalışmak, tabiri caizse bir evlat yetiştirir gibi üzerine titremektir. Tabi bu endişeli ve zorlu sürecin sonunda kaliteli bir ürün, bereketli bir hasat mevsimi çiftçinin yüzünü güldürür. 

Çiftçinin eski adı ‘’rençber’’dir. Kelime, Farsça rancbar (رنجبر) sözcüğünden Türkçeye geçmiştir:

Renc (رنج): Emek, zahmet, sıkıntı, keder veya eziyet anlamındadır. Bar / Ber (بر): Getiren, taşıyan, çeken veya kılıp yapan ektir. Rençber: "Zahmet çeken, emekçi, çilekeş" demektir. Yani kelimenin özünde sıkıntı vardır. Toprakla uğraşmak güzel olduğu kadar da zahmetlidir, zordur. Tarım teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin insan emeğinin en yoğun olduğu meslektir rençberlik.

Çiftçi besmeleyle ekinini ektikten sonra, ‘’ Mahsuller nasıl?’’ diye sorulduğunda; ‘’Attık Allah’ın ambarına, verirse de şükür vermezse de.’’ diyerek Rabbine olan tevekkülünü de göstermiş olur. Çünkü O vermek dilerse kuru taşın üzerinde bile verir. Vermeyecekse bin bir çeşit afaddan biriyle kulunu imtihan eder. Bazen de normalin kat be kat fazlasını verir, yine imtihan eder Kadir Mevla. Ne hasat etmeye güç yeter, ne çıkan ürünü değerlendirmeye. Örnek olarak 2025 yılında ülke genelinde neredeyse tüm meyve çeşitlerinde bir vurgun yaşandı. Özellikle meyvelerin çiçeğe durduğu mevsimde yağan kar ve buna bağlı olarak yaşanan don ve kırağı bütün meyveleri daha çiçek iken çürüttü. Kirazın kilosu beş yüz, üzümün kilosu 150-200 liraları buldu. Artık tüccarlar malın kalitesine bakmıyor, bulduğuna seviniyordu. Bir yıl sonra ise yağışların zamanında, bol ve bereketli olması, mevsimlerin uygun olması, Allah’ın inayetiyle, rençberlerimizin emekleri karşılığını buldu. Çileğinden karpuzuna, kirazından armuduna müthiş bir bolluk ve bereket vardı. 

Lakin yine atalarımızın dediği gibi ‘’Allah azlıkta satıcıya, bollukta alıcıya fırsat vermesin’’. Tabi bir de her ürünün yurt içinde tüketilebileceği bir miktar vardır. Her ailenin pazardan pazara tüketebileceği bir miktar vardır. Bazen bedava bile olsa alıp eve getirmeyiz; çünkü dolaplarımızın bile bir kapasitesi vardır. Yurt geneli de böyledir. İhtiyaç fazlası ürünü değerlendirmek zordur. Fabrikalar işleyebileceği kadar ürün alır. Tüccar satabileceği kadar ürün alır. Bir de ülke olarak coğrafyamıza baktığımızda tarım ürünlerimizi sattığımız ülkelerin kimi savaşla, kimi ekonomik kriz veya sosyal çalkantılarla boğuşuyor. Yani dış pazarda da çarşı karışık. Tabii bu bolluğa rağmen bir de bu tür sebepler birçok ürününün elde hatta tarlada kalmasına sebep olmuştur. 

Bir de özellikle aracıların tarladaki bereketi pazara yansıtmamasının da üreticiye olumsuz etkisi olmuştur. Örnek olarak üzüm tarlada 15-20 tl iken pazarda 100 tl’nin altına satılmadı. Artık kış kapıya dayanınca köylüden neredeyse bedavaya alınan üzüm pazarda elli tl’nin bile altında satılmaya başlandı. Sezon başında nasıl olsa bolluk var, pazar fiyatları da uygun tutulmuş olsaydı belki de hiçbir ürün dalında kalmazdı.

Bolluk ve bereket sadece karada değil, maşallah denizlerimizden de bereket fışkırıyor. Daha önceki yıllarda pahalı olduğu için yeterince tüketemediğimiz palamut balığı adet fiyatı kırk liraları gördü. Öyle ki ucuza satıp az kar etmek açgözlü toptancıları tatmin etmediği için, tekne sahiplerine denize açılmamaları konusunda telkinde bulunmaya başladılar. Yani ‘’az mal çok kar’’ politikası uygulamaya başladılar. Sanki o balık denizde sizi bekleyecek! Tırlar dolusu tarım ürünlerini yollara, boş arazilere döktüren zihniyet, tekneler, gemiler dolusu balığı da denize döktürdüler. Eskiden üretici veya satıcı ‘’ziyan olmasın, insanlar yesin.’’ Derdi. Şimdi ise az kazandırıyorsa ‘’insan yiyeceğine çöpe gitsin, arazide ziyan olsun, denize dökün’’ mantığı gelişmeye başladı.

Devlet olarak, tarım konusunda yeterli üretim planlamasının yapılmaması, dış pazarlara ulaşım konusundaki eksikliler veya konjonktürel sıkıntılar nedeniyle yaşanan pazarlama sorunu bir tarafa, nimetin bolluğunda değeri bilinmezse Allah o bolluğu kıymet bilmeyenden alır, kıymet bilenlere verir. Rençberlerimizin bin bir emek ve ümitle yetiştirdiği ürünleri arazilere, denizlere atan, attıran zihniyet geçen seneki meyve kıtlığından ders almamış görünüyor. Berekete ihanetle cevap veriliyor. Hac süresi 38. Ayette buyurulduğu gibi "Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez." Verilen bunca nimeti ziyan ederek hainlik yapanları, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük yapanları da Allah’a havale ediyoruz.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: