EN SON HANGİ DÜŞÜNCENİN GERÇEKTEN SANA AİT OLDUĞUNU HATIRLIYORSUN? BÖLÜM 2

26 Oca 2026 - 15:21 YAYINLANMA

Düşünceler Nasıl İnşa Edilir?

İlk yazıda basit ama rahatsız edici bir soruyla başlamıştık. Bugün o sorunun içine biraz daha girelim. Çünkü mesele sadece düşüncelerimizin bize ait olup olmadığı değil; asıl mesele, bu düşüncelerin nasıl oluyor da bize aitmiş gibi hissettirildiği.

Kimse sabah uyanıp “Bugün fikrimi değiştireyim” demez. İnsanlar ikna edildiklerini fark etmez. Zaten iyi kurulmuş bir etki, fark edilmeden çalışır. Bu yüzden düşünce inşası yüksek sesle yapılan bir iş değildir. Bağırarak olmaz, göz önünde hiç olmaz. Sessizdir, yavaştır ve çoğu zaman “normal” görünür.

Bir toplumu etkilemek isteyen kimse işe herkese aynı anda konuşarak başlamaz. Çünkü bu sonuç vermez. Önce ayrıştırır. İnsanları kimliklerine, inançlarına, korkularına, öfkelerine göre küçük parçalara böler. Çünkü kalabalıklar ikna edilmez, gruplar ikna edilir. Aynı şehirde yaşayanlar, aynı okuldan mezun olanlar, aynı mesleği yapanlar, aynı şeye kızanlar… Toplum ne kadar büyükse, hedef o kadar küçültülür.

Sonra çok kritik bir soru sorulur: Kim, kimi dinliyor? İnsanlar herkesi dinlemez. Çoğu zaman uzmanları bile dinlemez. Ama kendine benzeyeni dinler. Aynı dilden konuşanı, aynı espriye güleni, aynı şeye sinirleneni. Bu yüzden bir fikrin içeriğinden çok, onu kimin söylediği önemlidir. Aynı cümle farklı ağızdan çıktığında bambaşka bir etki yaratır. Yabancı biri söylediğinde savunmaya geçilir; “bizden biri” söylediğinde ise kapılar açılır.

İşte tam bu noktada düşünce, fikir olmaktan çıkar ve bağ haline gelir. İnsan bağ kurduğu kişiyi sorgulamaz. Onun söylediğini tartmaz, ölçmez, analiz etmez. Sadece hisseder. Ve hissettiği şey çoğu zaman şudur: “Bu adam beni anlıyor.” Oysa çoğu zaman olan şey şudur: O kişi, zaten içinizde taşıdığınız duyguyu kelimelere dökmüştür.

Düşünceler böyle inşa edilir. Bir anda değil, zorla hiç değil. Yavaş yavaş… Tanıdık duyguların üzerinden… Güven hissiyle… Bir fikir size dayatılmaz; size aitmiş gibi hissettirilir. İşin en tehlikeli tarafı da burasıdır.

Çünkü bir noktadan sonra insan, o düşünceyi savunmaya başlar. Artık o fikir eleştirildiğinde, kendisi eleştiriliyormuş gibi hisseder. Tepki verir, sertleşir, kavga eder. Ve çoğu zaman hâlâ şunu fark etmez: Savunduğu şey, belki de hiç kendi düşüncesi değildir.

Bu yazı bir suçlama değil. Hepimiz bu düzenin içindeyiz. Ama belki şunu yapabiliriz: Bir fikri savunmadan önce bir an durup kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Ben bu düşünceye ne zaman, nerede ve nasıl sahip oldum?” Bazen bu soruyu sormak bile insanı özgürleştirir.

 

 

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: