KOKULARIN KARAKTERLERİ VARDIR, İNSANLAR DA ÖYLEDİR…
Bir bayramın ardından kalanlar…
Mesajlar gönderildi.
Bazıları okundu… bazıları hissedildi… bazıları ise sadece “görüldü.”
Kokuların karakterleri vardır.
Fresh kokular, çiçeksi kokular, şekersi kokular, odunsu kokular…
Ve insan, zamanla fark eder ki; insanlar da aslında tam olarak böyledir.
Bazıları vardır… “fresh”tir.
Hani o taze, ferah ve diri bir his vardır ya… İşte öyle insanlar. Onları düşünmek bile içini açar. Varlıkları bir yük değil, bir ferahlıktır. Her zaman oradadırlar. Ne sadece iyi günde görünürler ne de zor zamanda kaybolurlar. Onlar, hayatın içinde sürekli akan temiz bir nefes gibidir. Aramazsan darılmaz, ama aradığında da sanki hiç kopmamış gibi konuşur. Yanında olduklarını hissettirmek için büyük cümlelere ihtiyaç duymazlar. Sessizlikleri bile güven verir. Çünkü varlıkları süreklidir; gelip geçici değil, yerleşiktir.
Sonra çiçeksi insanlar vardır…
Onlar hayatına zarafet katar. Varlıklarıyla ince bir denge kurarlar. Bayram gelir, mesajın gider… ve karşılık bulur. Çünkü onlar için ilişki bir nezaket değil, bir bilinçtir. Unutmazlar. Gecikmezler. İçtenlikle cevap verirler. Onlar, hayatın içinde sana “değer verildiğini” hissettiren insanlardır. Ne fazladırlar ne eksik… tam kıvamında bir dostluk gibi.
Şekersi olanlar…
Ah, onlar az bulunur. Ama bulduğunda hayatının en kıymetli yerinde saklarsın. Uzun zaman görüşmesen bile bir araya geldiğinde aradaki tüm mesafeler erir gider. Sanki hayat hiç araya girmemiş gibi… Sıcak, samimi, içten. Onlarla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Çünkü onlar sana sadece “arkadaşlık” sunmaz, sana “aidiyet” hissettirir. Onlar kalptir. Onlar hatıradır. Onlar unutulmaz.
Ve odunsu olanlar…
Serttirler. Mesafelidirler. Kendi içlerine kapanmışlardır. Bayram mesajın gider… çift tik olur… maviye döner… ama orada kalır. Cevap yoktur. Çünkü sen onların hayatında bir öncelik değil, bir ihtimalsin. Ama gün gelir… ihtiyaç doğar… iş düşer… o zaman birden bire hatırlanırsın. Aramalar başlar, mesajlar ardı ardına gelir. Ve o an anlarsın: Onların sana değil, senden gelecek faydaya ihtiyaçları vardır. Onlar insan gibi görünür… ama ilişkiyi bir bağ değil, bir araç olarak görürler.
İşte bir bayramın ardından geriye kalanlar bunlardır…
Kim gerçekten vardı, kim sadece göründü…
Kim hatırladı, kim hatırlamak zorunda kaldı…
Ve insan en çok da şunu fark eder:
Bazı kokular kalır… bazıları daha ilk rüzgârda uçar.
Artık insanları isimleriyle değil… bıraktıkları hisle, kokularıyla hatırlarsın.
Ve tam her şeyin sonunda, insanın kendine dönüp sorması gereken o küçük ama rahatsız edici soru belirir:
Peki…
sen gerçekten hangi karaktersin?