SUÇ ROMANTİZMİ VE GERÇEKLİK ALGISININ YİTİRİLMESİ

16 Nis 2026 - 10:18 YAYINLANMA

Son iki günde yaşananlar, “üzücü olay” denilip geçilecek cinsten değildir. Bunlar, doğrudan doğruya toplumun hangi eşiğe geldiğini gösteren ağır işaretlerdir. Okul çağındaki çocuklar, kendi arkadaşına silah doğrultuyor, vuruyor, öldürüyor ya da yaralıyorsa burada kelimeleri eğip bükmenin, suçu yumuşatmanın, fail ile eylem arasına sis perdesi çekmenin hiçbir anlamı yoktur. Ortada açık bir suç vardır. Ve bu suç, yaştan bağımsız olarak ahlaki ağırlığıyla konuşulmak zorundadır.

Bugün en büyük yanlışlardan biri, faili neredeyse bütünüyle edilgen bir figür gibi sunan dildir. “Suça itildi”, “şartlar buna zorladı”, “ortam bunu yaptı”, “diziler etkiledi”, “oyunlar bozdu”, “sistem üretti” denilerek, failin iradesi geri plana itiliyor. Hayır. Hiç kimse kendi iradesini bütünüyle kaybetmiş bir makine değildir. Hiçbir çocuk da eline silah aldığı anda sadece çevresinin otomatik bir çıktısına dönüşmez. Burada suç işleyen bir irade vardır. Yanlış yapan, hedef alan, zarar veren bir fail vardır. Bunun adını net koymadan yapılacak her yorum, meseleyi anlamaktan çok sulandırır.

Elbette aile, okul, dijital dünya, medya, kültürel iklim, rol modeller ve toplumsal dil önemlidir. Elbette bunlar çocukların zihin dünyasını etkiler. Ama etki ile mazeret aynı şey değildir. Sebep ile aklama aynı şey değildir. Bir toplumun bozulmuş olması, suçun failini ortadan kaldırmaz. Kültürel çürüme, bireysel sorumluluğu yok etmez. Şiddeti besleyen atmosferi konuşmak başka şeydir; suçu işleyeni görünmez kılmak başka şey.

Bugün tam da burada büyük bir kavram kirliliği yaşıyoruz. Faili anlamaya çalışırken, failin işlediği suçu gölgede bırakıyoruz. Psikolojik arka planı konuşurken, ahlaki hükmü gevşetiyoruz. Çevresel etkenleri sıralarken, kişisel sorumluluğu buharlaştırıyoruz. Sonunda da ortaya çok tehlikeli bir dil çıkıyor: Suç işleyen kişi, neredeyse kendi fiilinin sahibi değilmiş gibi anlatılıyor. Oysa gerçek bu değildir. Gerçek şudur: Etkilenmiş olabilir, bozulmuş olabilir, yanlış örnekler görmüş olabilir, dijital dünyanın içinde körelmiş olabilir; ama yine de suçu işleyen odur. Tetiğe basan el başkasının değil, onundur.

Asıl mesele de tam burada başlıyor. Çünkü bugün toplum sadece suçu üretmiyor; aynı zamanda suçu yumuşatan bir dil de üretiyor. Ekranlarda suçlu figürler karizmatik hale getiriliyor. Şiddet, güç gibi sunuluyor. Kabadayılık, kişilik gibi pazarlanıyor. Merhametsizlik, otorite ile karıştırılıyor. Ardından da suç işleyen kişiye dair anlatı kurulurken, failin eyleminden çok hikâyesi öne çıkarılıyor. Böylece toplum, bir yandan suçu romantize ediyor, diğer yandan faili de sürekli açıklayıp hafifleten bir dile sığınıyor. 

Bu son derece tehlikelidir. Çünkü suçun anlaşılması başka şeydir, suçun ağırlığının azaltılması başka şey. Bir failin arka planını bilmek, onun suçunu küçültmez. Hangi ortamdan geldiği, ne izlediği, neye maruz kaldığı, hangi ailede büyüdüğü; işlenen fiilin vahametini ortadan kaldırmaz. Hele ki söz konusu olan okul çağında, arkadaşına yönelmiş silahlı şiddet ise burada ilk cümle nettir: Bu bir sapmadır, bu bir suçtur, bu bir medeniyet alarmıdır.

Bugün yaşadığımız kırılma, sadece güvenlik problemi değildir. Sadece eğitim krizi de değildir. Sadece aile çözülmesi de değildir. Bunların ötesinde, kötülüğün net biçimde mahkûm edilmediği bir zihinsel dağılma halidir. Çünkü artık toplum, suç karşısında yeterince açık konuşmuyor. “Ama”, “fakat”, “çünkü”, “şundan dolayı” diyerek fail ile suç arasına sürekli açıklama katmanları yerleştiriyor. Oysa bazı yerlerde açıklama cümlesi, hakikatin üstünü örter.

Şunu açıkça söylemek gerekir: Çocuk olması, işlenen fiili masumlaştırmaz. Yaş küçüklüğü hukuki değerlendirmede ayrı bir başlıktır; ama ahlaki değerlendirmede suçu görünmez kılmanın gerekçesi olamaz. Bir çocuğun suç işlemesi, suçu küçük yapmaz; tam tersine, toplumdaki bozulmanın derinliğini daha ürkütücü hale getirir. Çünkü karşımızda sadece erken yaşta bozulmuş bir zihin değil, erken yaşta sertleşmiş bir vicdan problemi vardır.

Dijitalleşmenin, ekran kültürünün, şiddeti sıradanlaştıran içeriklerin ve suç estetiği üreten anlatıların genç zihinleri bozduğu açıktır. Fakat bu bozulma, faili edilgenleştiren bir mazeret dili üretmek için değil; toplumsal tehlikeyi daha net görmek için konuşulmalıdır. Yani mesele, “çocuk suça itildi” demek değildir. Mesele, suçun işlendiği bir zeminin oluştuğunu ve bu zeminin toplum tarafından uzun süredir ihmal edildiğini söylemektir. Fail vardır. Suç vardır. Sorumluluk vardır. Bunun yanında, bu suçu kolaylaştıran zehirli iklim de vardır. Doğru cümle budur.

Bir ülkede çocuklar okulda arkadaşını vuruyorsa, burada sadece aile ihmali, sadece öğretmen açığı, sadece sistem arızası değil; aynı zamanda suçla arasındaki ahlaki mesafeyi kaybetmiş bir toplum gerçeği vardır. Bu yüzden meseleyi romantik mağduriyet kalıplarıyla değil, açık bir vicdan ve net bir dil ile konuşmak zorundayız. Çünkü kötülüğü anlamak mümkündür; ama kötülüğü yumuşatmak, sonunda kötülüğe alan açar.

Ve bugün en çok kırılması gereken algı tam da şudur: Faili açıklamak, faili hafifletmek değildir. Suçun zeminini konuşmak, suçu mazur göstermek değildir. Ama “suça itilmiş çocuk” dili, çoğu zaman tam olarak bunu yapar.

Bu yüzden artık daha net konuşmak gerekir: Ortada suça itilmiş bir masumiyet değil, suç işlemiş bir fail ve bu faili mümkün kılan bozuk bir toplumsal iklim vardır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: