BİR MİLLET NEREYE GİDİYOR?

17 Kas 2025 - 00:00 YAYINLANMA

Anadolu toprağı sıradan bir toprak değildir. Bu toprak, her karışında bir annenin gözyaşını, bir yiğidin son nefesini, bir yörüğün göç yolunda söylediği türküleri taşır. Biz bu coğrafyada yalnızca yaşamadık, bedel ödedik. Bu vatanı yalnızca kurmadık, defalarca yeniden kurduk. Her defasında külden doğduk, yeniden ayağa kalktık.

Çanakkale’de iki oğlunu kaybeden bir Yörük anası, üçüncü oğlunu cepheye gönderirken “Eğer bu toprak düşmana geçerse, sana hakkım helal değildir” diye öğüt verdi. Çünkü o biliyordu. Vatan kaybedilirse yuva kalmaz, ocak kalmaz, ad kalmaz, soy kalmaz. Türk’ün onuru toprağıyla birdir. Toprak var ise bayrak dalgalanır, bayrak var ise insan şeref içinde yaşar.

Aydın’ın dağlarında 14-15 yaşındaki çocuklar, gözlerinde çocukluklarından kalan ışıkla, yüreğinde koca bir dağ gibi duran vatan sevgisiyle dağa çıktı. Onların göğsünde madalya yoktu. Onların üniforması yoktu. Onlar sadece Türk idiler, bu yeterdi.

Bugün ise başka bir manzarayla karşı karşıyayız.

Askerlikten kaçışın marifet sayıldığı, Vatan sevgisinin romantik bir slogan sanıldığı, Ahlakın, utanmanın, edebin zayıflık olarak görüldüğü, Kadın ve erkeğin yaratılış fıtratının tartışma konusu yapıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Bir anne evladına “Sen önce adam ol” demek yerine “Sen kimseye boyun eğme” demeyi öğrettiği zaman, ahlak yer değiştirir. İnsan ne için yaşadığını unutur. Kalpler boşalır, akıllar bulanır.

Gençlerimiz krakerle beslenirken, çağın reklamları onlara güzelliğin tek değer olduğunu fısıldıyor. Güzelliği korumak adına nesli devam ettirmeye dahi çekinir hale gelen bir kitlenin içindeyiz. Oysa Türk kadını, tarih boyunca hayatı doğuran, ocak kuran, millet yetiştiren ana idi. Bir nesli doğurur, diğer nesli yoğururdu. Evlatlarına yalnızca yemek değil, ruh verirdi.

Türk erkeği ise yalnızca dışarıda çalışan kişi değildi. O obanın bekçisiydi, soyun direğiydi, sözünün sahibiydi. Şimdi söz tutmaktan, yük taşımaktan, sorumluluk almaktan kaçan bir ruh hali büyüyor. İnsan kendini korumuyorsa, ailesini korumaz. Ailesini korumayan milletini koruyamaz.

Bu gidişat bir kader değildir. Milletler kimliklerini kültürünü kaybederek değil, hatırlayarak devam ederler.

Türk’ün içinde hâlâ kor gibi duran bir cevher vardır. O cevher zaman zaman küllenir ama asla sönmez. Biz bir çağ kapanır sanıldığında yeni bir çağ açan milletiz. Biz bir kez “Yeter” dediğimizde dağlar yer değiştirir.

Bugün yapmamız gereken şeyi, yeniden hatırlamaktır:

Kim olduğumuzu, Nereden geldiğimizi, Hangi bedellerle ayakta durduğumuzu, Bu bayrağın neyin sembolü olduğunu.

Kültür bir çınar ağacı gibidir. Kökleri unutulursa, gövdesi çürür. Fakat kökler hatırlanırsa, ağaç tekrar filiz verir. Bizim kökümüz sağlamdır. O kök, Tanrı Dağları’ndan Torosların sarp yamaçlarına, Orhun’dan Çanakkale’ye uzanır.

Toplum nereye gidiyor sorusu, aslında şu demektir: Ben bu gidiş yönünü kabul ediyor muyum? Eğer cevap hayır ise, değişim tam da o anda başlar.

Türk milleti kaybolmaz. Türk milleti tükenmez. Türk milleti unutursa uyur, hatırlar ise ayağa kalkar.

Kimliğimizi, kültürümüzü, kaybetmeden ve unutmadan bugün hatırlama zamanıdır. 

 

AYDIN DÜNYA EFELERİ YÖRÜK TÜRKMEN FEDERASYONU BAŞKANI 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: