GAFLETİN ATEŞİ TÜRK'ÜN UYANIŞI
“İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar.”
Bu söz, yalnızca bireysel bir ahlâk öğüdü değil; milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini açıklayan kadim bir hikmettir.
Türk tarihi incelendiğinde, yıkımların büyük kısmının dış düşmandan değil, içte büyüyen gafletten kaynaklandığı açıkça görülür. Ateş düşmandır; yakar, yıkar, kül eder. Fakat gaflet sessizdir; uyutur, köreltir ve insanı kendi eliyle yok oluşa sürükler.
Türkçülük ve Turancılık fikri, işte bu gaflete karşı bir uyanış çağrısıdır. Türkçülük, Türk’ün kendini tanıması; Turancılık ise Türk’ün kendini tamamlamasıdır. Bu idealler, başkasında kusur arayan bir bakıştan değil, önce kendine yönelen bir muhasebeden doğar. Çünkü kendini tanımayan, özünü bilmeyen bir millet; başkalarının gözleriyle bakar, başkalarının aklıyla düşünür hâle gelir.
Yörük toplumu bu noktada Türk tarihinin canlı hafızasıdır. Yörük, göçerliği yalnızca bir yaşam biçimi olarak değil, fikrî ve ahlâkî bir duruş olarak taşır. Onun için yol, sadece aşılması gereken bir mesafe değil; iradenin, sabrın ve özgürlüğün imtihanıdır. Yörük’ün çadırı geçicidir ama töresi kalıcıdır. Çünkü Yörük bilir ki insanı yakan ateş, dışarıda değil; töresini terk ettiği anda içindedir.
Gaflet, Yörük için en büyük düşmandır. Çünkü gaflet yerleşikleşir; rahatla, konforla, unutkanlıkla büyür. Oysa Yörük, her sabah başka bir ufka uyanır. Bu yüzden gözü açıktır, eli tetikte, gönlü uyanıktır. Türkçülüğün özünde de bu uyanıklık vardır. Türkçülük, geçmişle övünmek değil; geçmişten sorumluluk almaktır. Turancılık ise hayal değil; ortak hafıza, ortak kader ve ortak ülkü bilincidir.
“Herhâlde kusur görür, kendisine kör bakar” sözü, günümüz Türk toplumuna yöneltilmiş sert ama haklı bir aynadır. Bugün Türk dünyasının parçalanmışlığı, birbirine yabancılaştırılması ve ortak ideallerden uzaklaştırılması yalnızca dış güçlerin oyunu değildir. Kendi içimizde birbirimizi anlamaya çalışmamak, kendi değerlerimizi küçümsemek, başkasının doğrularını sorgusuz kabul etmek de bu gafletin parçalarıdır.
Yörük toplumu, başkasına körü körüne bakmaz; kendi yolunu kendi çizer. Bu yüzden Yörük kadını ana olur, devlet olur; Yörük er’i alp olur, ordu olur. Çünkü onlar “nasıl bakarsan öyle görürsün” hakikatini yaşamın içine katmıştır. Toprağa bakışı berekettir, insana bakışı hürmettir, millete bakışı sadakattir.
Turancılık fikri de buradan beslenir. Türk dünyasına bakarken eksik arayan değil, tamamlayıcı olanı gören bir bakış ister. Ayrılığı değil birliği, farklılığı değil kardeşliği esas alır. Çünkü Türk’ün kaderi, tek tek boylarda değil; ortak vicdanda yazılıdır.
Sonuç olarak, insanı yakan ateş değil; kendi gafletidir. Milleti yıkan düşman değil; kendi özüne yabancılaşmasıdır. Türkçülük ve Turancılık, bu gaflete karşı yükseltilmiş bir bilinç meşalesidir. Yörük ise bu meşaleyi yüzyıllardır söndürmeden taşıyan yürüyen bir iradedir.
Bugün yapılması gereken, başkasının kusurunu saymak değil; kendi sorumluluğunu hatırlamaktır. Çünkü Türk, kendine baktığında doğrulursa; dünyaya baktığında adaletli olur. Ve neye nasıl bakarsa, kader de ona öyle bakar.