KURT GİBİ YAŞAMAK
Türkiye’ye durmak yaraşmaz. Çünkü bu toprakların mayasında hareket vardır, mücadele vardır, sefer vardır. Bizim tarihimiz, gölgesinde uyunan bir ağaç değil; rüzgârla konuşan bir dağdır. Türk, yerinde sayarak değil, yürüyerek var olur. Düşse de kalkar, yorulsa da dinlenmeyi zaferden sonraya bırakır.
Kurt mezarını kendi pençesiyle kazar derler. Bu söz, teslimiyeti değil; vakarı anlatır. Türk bilir ki her nefes bir imtihandır.
Hayat, başkasının açtığı yolda sürüklenmek değil; gerektiğinde kendi kaderini kendi elleriyle yazmaktır. Eğer bir çukur kazılacaksa, onu korkudan değil; onurdan kazar. Çünkü o, boyun eğerek değil, başı dik yaşayarak toprağa girer.
Bizim anlayışımızda ölüm bile bir kaçış değildir. “Hakka intikal” deriz; yani asıl sahibine dönmek. Bu, korkunun değil, teslimiyetin ifadesidir. Türk, eğer bir gün kara toprağa uzanacaksa; ardında namuslu bir ömür, temiz bir alın ve dik bir duruş bırakmış olmanın huzuruyla uzanır. İşte o zaman mezar, bir karanlık değil; bir istirahat yeri olur.
Türkiye’nin yürüyüşü de böyledir. Fırtınalar olur, ihanetler olur, yorgunluklar olur. Lakin bu milletin ruhu, Orta Asya bozkırlarından Tanrı Dağları’ndan esen rüzgârla yoğrulmuştur. O rüzgâr, çadırı sökse de ocağı söndüremez. Çünkü ocak, göğüste yanar.
Türk için dinlenmek; vazifeyi tamamladıktan sonradır. Ya şehitlikte, ya gazilikte, ya da alnı açık bir ömrün sonunda… O vakit mezar, bir son değil; bir mühür olur. “Görev tamam” mührü.
Öyleyse bize düşen; yaşarken diri, yürürken kararlı, konuşurken doğru olmaktır. Kurt gibi yaşamak; korkmadan, eğilmeden, beklemeden… Ve vakti geldiğinde huzurla dinlenmek.
Çünkü Türk, yaşarken fırtına; ölürken sükûttur.
AYDIN DÜNYA EFELERİ YÖRÜK TÜRKMEN FEDERASYONU BAŞKANI