BİR MİLLETİN AYNASI: AHLAK VE KÜLTÜR
Bir zamanlar Yörük ve Türk kadınının iffeti, namusu;
Türk milletinin kültürü, ahlakı ve ananeleri tüm dünyada hayranlıkla izlenir, saygıyla anılırdı. Türk ailesi sağlamdı; söz senetti, edep bir duruştu, ahlak ise hayatın özüydü.
Bugün ne oldu da bu hâle geldik?
Memleketi uyuşturucunun kol gezdiği bir alana çevirir, sanal kumarı yaygınlaştırır, zinayı sıradanlaştırırsan; işte o zaman son darbe vurulmuş olur. Çünkü bir milletin çöküşü silahla değil, ahlakın ve kültürün aşındırılmasıyla başlar.
Kültür yok olunca ahlak çöker; ahlak çökünce aile dağılır; aile dağılınca birey savrulur, toplum çözülür. Bugün yaşadığımız birçok sosyal yara, işte bu kopuşun acı bir sonucudur.
Artık uyanma vaktidir. Ahlakımıza ve kültürümüze sahip çıkmalıyız. Gelenek, görenek ve ananelerimizi sadece anlatmakla yetinmemeli; yaşayarak, yaşatarak gelecek nesillere aktarmalıyız.
Çünkü bizi biz yapan, ayakta tutan ve yarınlara taşıyacak olan yegâne güç.
İffetin, Namusun ve Töre’nin Medeniyeti
Türk milleti tarih boyunca yalnızca kılıcıyla değil, ahlakıyla da tanınmıştır. Yörük obalarında kadın, iffetin ve onurun timsaliydi; erkek, sözüne sadakatle bağlıydı; aile ise milletin çekirdeğiydi. Bu yapı, yazılı kanunlardan önce töreyle ayakta durur, nesiller bu töreyle terbiye edilirdi.
Dünyanın dört bir yanından gelen seyyahlar, Türk toplumunun düzenine, aile bağlarına ve kadına verdiği değere hayranlıkla bakardı.
Bu hayranlığın temelinde korku değil; saygı, edep ve ahlak vardı. Çünkü Türk’te ahlak bir seçenek değil, varoluşun kendisiydi.
Çözülüşün Sessiz Başlangıcı
Milletler çoğu zaman bir gecede çökmez. Çöküş, fark edilmeden; değerlerin aşındırılmasıyla başlar. Önce gelenek “eski” ilan edilir, sonra ahlak “özgürlük” kisvesiyle değersizleştirilir. Ardından aile bağı zayıflar, birey yalnızlaşır.
Uyuşturucu, sanal kumar ve ahlaki yozlaşma; bir topluma dışarıdan zorla değil, içeriden alıştırılarak sokulur. Bu alışkanlıklar yaygınlaştığında artık yalnız bireyler değil, milletin geleceği de esaret altına alınmış olur. Çünkü iradesi zayıflayan birey, kimliğini de kaybeder.
Aile Dağılırsa Millet Dağılır
Aile; bir ev değil, bir mekteptir. Sevginin, saygının, sorumluluğun öğretildiği ilk yerdir. Ahlakın ve kültürün aktarımı ailede başlar. Aile çöktüğünde okul yetiştiremez, kanun onaramaz, devlet tek başına ayakta tutamaz.
Bugün yaşanan sosyal sorunların temelinde ekonomik değil; ahlaki ve kültürel bir kopuş yatmaktadır. Değerleri olmayan bir birey, yönünü; yönü olmayan bir toplum ise geleceğini kaybeder.
Gelenek ve Ananeler: Yük Değil, Kök
Gelenek ve ananeler, ilerlemenin önünde engel değildir; bilakis milletin kökleridir. Kökü olmayan ağaç ayakta duramaz. Kendi töresini hor gören, başkasının kültürüne hayranlıkla teslim olur.
Yörük kültürü; çalışkanlığı, kanaati, edebi ve dayanışmayı esas alır. Bu kültür yaşatıldıkça millet diri kalır. Ananelerimizi yalnızca bayramlarda hatırlamak yetmez; hayatın her alanında yaşamak gerekir.
Diriliş: Yeniden Ahlak, Yeniden Kültür
Çözüm mümkündür. Yeniden ahlak, yeniden kültür, yeniden aile diyebilmek mümkündür. Bunun yolu; özümüze dönmekten, değerlerimizi küçümsemeden sahiplenmekten geçer. Gençlere nasihat değil; örnek olmak gerekir.
Bir millet ahlakına sahip çıktığında, geleceğini de güvence altına alır. Çünkü ahlak; milletin vicdanı, kültür ise hafızasıdır. Vicdanını ve hafızasını kaybeden toplumlar, tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdur.
Bizi Biz Yapan Değerler
Bugün görevimiz; geçmişi kutsamak değil, ondan güç almaktır. Ahlakımıza, kültürümüze, gelenek ve ananelerimize sahip çıkmak; yalnızca bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Çünkü biz bu değerlerle var olduk, bu değerlerle ayakta kaldık
ve yine bu değerlDerle yarınlara yürüyeceğiz.