YÖRÜKLERİN ANADOLU’YA YOLCULUĞU
Tarih, çoğu zaman savaşlarla, hükümdarlarla ve büyük zaferlerle yazılır. Oysa insanlığın gerçek dönüm noktaları, çoğu kez sessiz ve mütevazı ayrıntıların içinde gizlidir. Bazen bir damla su, bazen bir çocuğun duası, bazen de bir keçinin bıraktığı iz… Tarihin yönünü, işte bu küçük ama anlam dolu işaretler belirler.
Türklerin Anadolu’ya yolculuğu da görünürde büyük bir fetih, destansı bir göçtü belki. Fakat özünde bu yolculuk, doğanın ritmine kulak veren, hayvanların izini süren bir halkın kültürel yürüyüşüydü.
Bu yürüyüş, dağların sessizliğinde, göç yollarının tozunda, rüzgârın yönünde ve çobanın duasında başladı. Türk’ün hayatı sadece savaş meydanlarında değil; çadırın direğinde, halının ilminde, dağ başındaki keçi sesinde ve ana yüreğinden çıkan yoğurt kokusunda yaşadı.
Yörük, bu kültürün yaşayan nefesidir.
Onun yolu da keçinin yoludur — dik, taşlı, zor ama sonunda özgürlüğe çıkan bir yoldur.
At, göğün sembolüydü; koyun bereketin habercisiydi. Ama keçi... keçi, direncin, sabrın ve tutunmanın sembolüydü.
Kayalıkta ot bulan, fırtınada süt veren, en zor şartlarda bile yavrusuna kol kanat geren o küçük can, Yörüğün kaderini yansıtırdı.
Kadim Bilgelik
“Göçebe kültürde sürünün yolu, insanın kaderiydi.
Çoban, hayvanın bakışından havanın kokusunu, toprağın renginden mevsimin ruhunu anlardı.
Bir keçinin açlığı bir obayı göçe çıkarır, bir damla süt bir nesli doyururdu.
Türk’ün tarihini anlamak isteyen, önce keçinin izine, sonra Yörüğün kalbine bakmalıdır.”
Tarih, çoğu kez büyük savaşların gürültüsünü anlatır; oysa bu toprakların gerçek fethi, keçi sürülerinin sessiz adımlarında gizlidir.
Yörükler, doğayla kavga etmeden, onunla dost olarak yaşadılar. Her göç mevsimi, bir yeniden doğuştu onlar için. Göç yollarında nehirle dost oldular, dağla ahitleştiler, rüzgârla sır tuttular.
Anadolu’ya geldiklerinde, fethettikleri topraklardan önce gönülleri fethettiler; toprağa değil, toprağın ruhuna sahip çıktılar.
Bugün bizler, o sessiz izleri yeniden okumalıyız.
Bir keçinin ardında yürüyen Yörüğün sabrını, doğayla kurduğu dengeyi ve emeğe olan saygısını hatırlamalıyız. Çünkü geçmiş sadece bir hikâye değildir; geleceğe dair bir emanettir.
Yörüklerin keçi ve koyunla yoğrulmuş yaşamından yola çıkarak, insanla doğa arasındaki kadim bağı yeniden hatırlatmak için yazılmıştır.
Amaç yalnızca geçmişi anlatmak değil; doğayla uyumlu yaşamanın, emeği kutsamanın ve kültürü yaşatmanın sorumluluğunu bugünün insanına taşımaktır.
Yörük’ün yolculuğu, yalnızca Anadolu’ya değil; insanın özüne, köküne, yaradılış hikâyesine uzanan bir yürüyüştür.
Çünkü belki de en büyük fetih, bir keçinin izinde başlayan o sessiz yürüyüştür.
AYDIN DÜNYA EFELERİ YÖRÜK TÜRKMEN FEDERASYONU BAŞKANI