BEN KUŞ DİLİN BİLİREM

27 Nis 2026 - 00:30 YAYINLANMA
“Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili (mantıka’t-tayr) öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.” (Neml/16)
 
Kuş dili maddeden manaya göçen Hak erlerinin dilidir. Yunus bu dilden konuşur. Nitekim bir yerde “Ben kuş dilin bilirem, söyler Süleyman bana” demişti. Bu dil cândan içeri, şeriat ve tarikatten içeri, Süleymandan içeri bir dildir:
 
Severim ben seni cȃndan içeri
Yolun geçmez bu erkândan içeri
Beni sorman bana bende değilem
Sûretim boş gezer dondan içeri
Süleyman kuşdili bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri
 
İçerideki ben, “bensiz bendir. O, kendidir. Süleyman’dan söyleyen O idi. Yunus’tan söyleyen de O’dur. O, kendinden kendine söyler. O dil içindeki dil “ilâhî” olup kul sözü değil küll sözüdür. Ne ki bu sözler akıllı işi de değildir. Bu sebepler âkiller onu çözemez. Fakat sen yine de oku veya dinle bu sözleri. Şüphesiz “Erenlerin sohbeti artırır ma‘rifeti” buyurmuş üstad. Senin marifetin de artar ve bir gün kelâmın Hak kelamı olur!
 
Üniversiteden bir arkadaşın yanına uğramıştım. Doktora dersinde bir beyitle cedelleşiyorlarmış. Fakir içeri girince “tam da zamanında geldiniz Hocam!” deyip buyur etti. Sonra sadede gelip okudukları şiirden ve tartıştıkları beyitten bahisle soru sordular. Birkaç kelam söyledim. “Yahu hocam biz sabahtan beri bu beyitle uğraşıyoruz, mesele siz izah edince anlaşıldı!” deyince fakir biraz da nükteyle:
 
“Yunus’u YÖK’ten doktoralılar çözemez. YOK’tan doktaralı olmak gerekir diye bir cevap verdim.
 
İmdi sevgili kâri, Aziz Babam ilkokul mezunu idi ama Yunus’u en üst perdeden şerheder, hatta ötesine geçerdi. “Medreseler müderrisi okumadılar bu dersi!” iki gözüm. Sen “Ben kuş dilin bilirem söyler Süleymân bana” diyeni bul. O sana Süleyman olmayı öğretir.
Hakk’ın ayetlerinin içeride ve dışarıda görmek…
 
“Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın delillerini onlara hem afakta ve hem de enfüslerinde göstereceğiz.” Fussilet/53.
 
İbn Arabî varlıkta ve tabii ki insanda beş âlem vardır diyor. Hazarat-ı hams denilen bu âlemler gayb, lahut, ceberut, misal, şahadet (dünya) âlemleridir. Söz konusu âlemler pek çok mutasavvıf tarafından işlenmiş ve bazen farklı adlarla da gündeme getirilmiştir.
 
“Sizi türlü merhalelerden (etvâran) geçirerek O yaratmıştır.” (Nûh/14)
 
Cenâb-ı Hak insanı özü gaybta iken şehadete indirmiş, tekrar özünü bulması için âlem-i misâli yaratmıştır. Onun içine yedi merhale koymuş, türlü merhalelerden geçirerek “insan”a döndürmüştür.
 
İnsan aslına inmeli, aslına dönmelidir. İşte bu dönüş yolculuğunda insan bir rehber eşliğinde enfüs ve afakında olup bitenlerden haberdar olmalıdır. Yunus serseri mayın gibi dolaşan mahluk seviyesindeki insana bu noktadan ikaz ediyor:
 
İbret ile bak bana
Tâ ayân olam sana!
 
Şimdi biz şehadet (dünya) âlemindeyiz. Burası aşağıların aşağısıdır. Bu âlemde uyanıp en yukarıya geldiğimiz gayb âlemine tırmanmamız gerekmektedir. Varlığın sahibinin iradesi budur. O öyle istemektedir. Biz bedenler âleminden özümüze dönmeye karar verdik mi misâl âleminden ses ve görüntüler gelmeye başlar. Cenâb-ı Hak şehadette uyanan insanın gözüyle şahit olmaya, enfüste ve afakta onun uyanacağı deliller göstermeye başlar.
Kuran’da şahadet âlemi yanında ismen zikredilmese de misal âleminden söz edilir. Pek çok ayetle misaller getirilir. Şu ayetler hep misal âlemindendir:
 
“Biz ona meleğimizi (Cebrail’i) gönderdik de, o ona tam bir insan sûretinde göründü." (Meryem/17).
 
“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nur/35).
 
“Yusuf babasına: "Babacığım! "Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm" demişti.” (Yusuf/4).
 
Şimdi bize öz bilgisi lazımdır. Bu sebeple âlem-i şehadetten “alem-i gayba hazarat-ı hamseyi yaşamamız gerekmektedir. Bizim Peygamberimiz, kılavuzumuz ne demişti?
 
“Yarabbi bana eşyanın hakikatini göster.”
 
Yani çoğulda birlik sırrını yaşat bizi. Ve fakat bizim bundan haberimiz var mı? Hayır…Yaş yetmişe merdiven dayamış, biz eşyanın sırrından haberdar değiliz.
 
Bu noktada kendime sormam icap etmektedir:
 
-Ne yapmam lazım?
 
Yunus “Tapduk’un tapusunda kul olmuş kapusunda” ve “mücahede edersen müşahede bulursun!” demiş ve bulmuş. Şehadet âleminde eşyanın sahibiyle müşerref olmuş. Öyleyse benim de Yunus’un yaptığını yapmam lazımmış. Onun “gelin tanış olalım!” dediği kendi özüdür iki gözüm. Sen yabana gidiyorsun. İmdi enfüsü ve afakı bil, içe ve dışa ibretle bak .

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: