HALLAC-I MANSUR SİRAC TASİNİ

09 Şub 2026 - 23:07 YAYINLANMA

 

“Gayb nûrundan bir kandil o. Bir ışıdı ve eski yerine döndü. Bütün kandillere üstün geldi ve sultan oldu hepsine.

Aylar arasından tecellî eden bir ay. Bir ay ki, burcu sırlar feleğinde.

Hak Ona “ümmî” dedi. Bütün himmetleri , topladığı için “Haremî” dedi, O'na. Kendisine verdiği nimetlerin büyüklüğü yüzünden. Ve “Mekkî” diye andı O'nu, huzurunda dimdik durabildiği için.

Açtı da göğsünü. Alabildiğine yüceltti kadrini. Vâcib hâle getirdi emrini. Ortaya çıkardı bedrini. Yemame bulutları arasından fışkırdı nuru. Tihame yönünden parladı güneşi.

Kandili aydınlık aldı ulviyyet ve soyluluğun kaynağından. Verdiği haberler yalnız basiretinden. Sünneti olarak buyurduğu, sîretinin hakikatinden.

Rabb'in huzuruna yükseldi ve o huzura çağırıp götürdü.

İyice gördü de öyle haber verdi. Nazlandı, nazlandı da kendi nazını kendi sınırladı.

Gerçek hüviyetiyle tanıyan olmadı onu. Sıddîk müstesna. Sıddîk, Ona tam uydu da ondan sonra dostu oldu. Ki aralarına başkası girmesin.

Onu tanımlamaya kalkan, vasfında cehle düşmekten başka şey yapmış değildir.

Kendilerine kitap verdiklerimiz o peygamberi kendi oğulları gibi tanırlar. Böyleyken, içlerinden bir zümre -bilip durdukları halde- hakikati gizlerler.

Nübüvvet nuru, yalnız Onun nurundan çıkmıştır. Nurların aydınlığı bile Onun nurundandır. Nurlar içinde kıdemden daha parlağı daha eskisi, daha belirlisi olamaz. Fakat O, kerem sahibinin nuru müstesna.

Onun himmeti bütün himmetlerin önünde. Vücudu yokluktan, adı Kalem'den önce. Zira bütün ümmetlerden evveldi o.

Bu sıfatların sahibinden daha merhametli, raûf, coşkun, ârif, zarîf, lutufkâr ve daha insaflı hiçbir yerde bulunamaz Ne ufuklarda, ne ufukların üstünde, ne de altında.

Varlıkların efendisidir O. O ki, ismi Ahmed, vasfı Avhad, zatı Evced, sıfatı Emced, emri Evked, himmeti Efred. Aaah ne kadar ayan beyân, ne kadar keskin görüşlü, ne kadar nurlu, ne kadar ulu, ne kadar basiretli!

O ölmez. O hep yaşar. Olduğu gibi durur hep. Hâdiselerden de önceydi O, “şey”lerden de. Kainatlardan önce meşhurdu o.

O hep var olacaktır. Renklerden önce anılıyordu, cevherlerden önce dillerdeydi. Önceden önceydi O. Sonradan sonra da kalacaktır.

Cevheri sâfî, kelâmı nebevî, dini alevî, konuşması arabî, kabilesine gelince, ne şarkîdir O, ne garbî, cinsi ebevî, arkadaşı Ümmîdir. Rızık endişesiyle oyalanmaz. Yiyip içmek telaşından kurtarandır O.

Göz1er yalnız Onun işaretiyle görür. Gönüllerdeki sırlar, saklılar Onun aracılığıyla bilinir. Onu konuşturan, Hak'tan başkası değildir.

Deliller Onu tasdik eder. Zaten O, hem delil, hem medlûldür. Hak Onu alabildiğine serbest bırakmıştır.

Dertler, ihtiyaçlar, ıstıraplar ve emellerle bağlı göğüsten ilâhî sadâyı yükselten Odur. Kadîm kelâmı getiren de Odur! Uydurulmayan, mahlûk eli değneyen kelâmı.

Odur Hakk'a tam varan: Hiç ayrılmadan. Aklın kavradığı şeyleri aşan, haber getiren sondan, sonlardan ve sonun sonlarından.

Bulutları, sisleri kaldırıp Beyt-i Harâm'ı gösterdi. O tamam; O, hümâm: O yiğit, kahraman. Putların parçalanmasını Odur buyuran. Odur, yeryüzündeki varlıklar kadar yıldızlara da peygamber olan. 

Üstünde, tüllenen bulut; altında, parlayan şimşek: Bir şimşek ki çakar, yağdırır, her tarafı mahsûle boğar, meyvalandırır.

Bütün ilimler Onun denizinden bir damla, bütün hikmetler Onun nehrinden bir avuç. Ve zamanlar Onun zamanından bir saat.

Hak ancak Onunla mütecellî, hakikat ancak Onunla ayakta. O, vuslatta evvel, nübüvvette âhir. O, hakikatte bâtın, marifette zâhir.

Ne bir âlim ilmine ulaşabildi, ne bir hakîm kavrayışına.

Hak Onu mahlûklara ısmarlamamış, fânilere teslim etmemiştir. 

Zirâ O, ancak Odur. 

Nasıldır O? 

O, Odur işte!

Ne Muhammed'in “Mim”inden bir kimse çıktı, ne de Onun “ba”sına bir giren oldu. Onun “Ha”sı, ikinci bir “Mim”, “Dâl” ise, evvelinin “Mim”i, “Dâl” devamının, Mim mahallinin, Ha, halinin remzi. Ve hâli de, ikinci bir “Mim”.

Hak Onun sözlerini izhâr etti, alâmetlerini açıkça gösterdi. Yaydı bürhanını, indirdi Fürkan'ını serbest bıraktı lisanını, parıl parıl etti, cinânını âciz kodu akranını, muhkem kıldı bünyânını, yüceltti de yüceltti şanını. 

Onun meydanlarından kaçarsan nereye varır yolun? Başka delil yok, yoktur başka delil! Dikkat et, ey alîl! Ve feylesof hikmetleri Onun hikmeti yanında, kum tümseği gibi zelil.” 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: