KITLIK!
Yukarıda menakıpnamede geçen “kıtlık” meselesini tam açmadan geçtik. Yunus bir sene kıtlık olmuştu da ehil ıyâlim var diyerek Hünkâr’a buğday için gitmişti.
Kuran’da kıtlık olayı Yusuf suresinde geçer. Hz. Yusuf kralın gördüğü rüyayı yorumlarken “Yedi sene bolluktan sonra yedi sene kıtlık olacak.” Der.
“Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın./ Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklayabileceğiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek." Yusuf/47-48.
Peygamberlerin sözleri iki tarafı keskin bıçak gibidir. Yani çift yönlüdür. Dünyevî ve uhrevî anlamları vardır. Öyle olunca da içten içe doğru yorumlamak icap eder. Varlığın aslı ve esası Cenâb-ı Hak’tır. Sen Allah'ta isen, hakikatte isen kıtlıkta değilsindir! Hak’ta değilse, vahdet halinden haberi yoksa gayeden uzaksındır ve ktlıktasındır.
Kur’an’da Hz. Meryem bahsinde ne diyor? Hz. Zekeriya Meryem’e “Seni kim doyuruyor, bu yiyecekler nereden geliyor?” diye sorunca “Cennetten Rabb’imin katındandır” diyor:
“Rabbi, onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu, Zekeriyya'nın korumasına verdi. Zekeriyya, mihrapta onun yanına her girdiğinde, orada bir rızık bulur ve sorardı:
“Meryem, bu sana nereden?
Meryem de: Bu, Allah katındandır; çünkü Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır. derdi.” Âl-i İmran/37.
Demek ki “Allah!” diyen kişi gökten ve yerden maddî ve manevî rızıkla rızıklandırılıyor, kıtlıkta kalmıyor. Kur’an’da Maide suresi vardır. “Maide” sofra demektir. Biz gökten beslenirsek gıdamız manevî, yan rûhî, yerden beslenirsek maddîdir.
Kur’an bize gökten geldi, yani bizim manâmızdan indi. İnmeye de devam ediyor. Zira tecellîyat-ı ilahiye kesintisizdir. İmdi tekrar geriden alırsak ne diyeceğiz?
Demek ki Yunus’ta, Yunus’un evinde ailesinde, gönlünde, bir kıtlık vardı. Maddî ve manevî bir kıtlık! Tıpkı Yusuf’un kralın rüyasını yorumlarken söylediği gibi. Akıl kralının Yusuf’un manâsından, manasultanından vahdet sırrından haberi yoktu. Kıtlıktan kurtulmak için benlik zindanından kurtulmak gerekliydi. Onun da tek çaresi halvette zikrullah ile meşgul olmaktır ki Yusuf da onu yaptı da nefsinden emin ve mutmain olan Meryem gibi gönül çocuğunu manevî gıda ile besledi. Ruh çocuğu doydukça ötelerden haberler gelmeye başladı. Kıtlıktan kurtuluş başladı. Mağara ehli gibi yavaş yavaş uyanış gerçekleşti. Geçmeyen akeleri geçer hale geldi…
Gönüldeki kıtlık, insanın kendi hakikatinden haberdar olmamasıdır iki gözümün nuru…Hak sırrı tecellî etmeden bu alemde doyuma ulaşmanın imkanı yoktur.
Şimdi ben kendi kendime soruyorum:
Ey sen! Aslından, nereden gelip nereye gittiğinden haberin var mı? Cevabı yine kendim veriyorum:
Yok!
Öyleyse sen bu torbanın içinde çok gezersin! Bu saman çuvalını daha çok taşırsın, diyorum nefsime. O zaman hani bir türkü vardı ya “Haberin var mı?” diye, onu söylersin kendine. Ne diyordu türküde?
Ay karanlık gecelerim gündüz olmuyor
Dalında solmuş güllerim filiz vermiyor
Elim kolum işe güce varıp gitmiyor
Gözlerimde ferim sönmüş haberin var mı?
Haberin var mı haberin var mı
Seni seven öldü zalim haberin var mı?
Hz. Yunus kendindeki kıtlığın bolluğa dönüşmesi için nereye gidiyor? Hacı Bektaş-ı Velî’ye gidiyor. Tabii ki banka müdürüne veya buğday pazarına gidecek değil! Bir erene gidiyor. Ne ki içi aç, gönlü aç…
Erenler dükkân açmış içinde ne ararsan var. Ne demişti Pîr’imiz:
Önüme bir çığır geldi
Bir ucu var şar içinde
Benim şahım dükkân açmış
Ne ararsan var içinde
Gir dükkana pazar eyle
Her şirindir hezar eyle
Aya güne nazar eyle
Ay Muhammet nur içinde
Ay Alidir gün Muhammet
Okunan seksen bin ayet
Balıklar deryaya hasret
Çarka döner göl içinde
Göl içinde çarka döner
Susuzluktan bağrı yanar
Alemler seyrana iner
Seyir var seyir içinde
Kuduretten verdi balı
Bahanesi oldu arı
Şimdi dinle ahuzarı
Arı inler bal içinde
Pir Sultanım ey gaziler
Yürekte yara sızılar
Talip de Pirin arzular
Bülbül öter gül içinde.
Hz. Mevlânâ da Mesnevi için “ “Bizim Mesnevimiz, vahdet dükkânıdır. Orada Allah'tan gayrı ne görürsen; o puttur!” diyordu. Bu eserde hakikate talip olanlar aşk-ı ilahî bulur, vahdet sırları bulur. Bu dükkana ancak hakikate talip olanlar gelebilir.
El kuşu ele, kül kuşu güle demişlerdir. Dolayısıyla Yunus da hakikat dükkânına gidiyor.
Buğday bahane…
Hacı Bektaş-ı Veli devrinde adresi bilinen bir Allah dostudur.
Buğday en basıt manâsıyla dünya demektir! Daha ötesi de vardır…
İster istemez insanın sorası geliyor?
-Yahu Yunus hiç erenlerden buğday istenir mi?
Hatasız kul olmaz demişler, yapmış bir hata! Ehil ıyâli var ne yapsın ki, dara düşmüş. Dara düşenin birden yâra düşmesi beklenemez ama küçük bir sendelemeden sonra götürdüğü mütevazı armağan “alıç” vesilesiyle toparlanmış Yunus
Hak erlerinin kaidesidir: “Değirmene buğdaysız giden unsuz döner.” Buyurmuştur erenler, Öyle ya! Değirmene buğday götürmezsen, unla geri gelemezsin. Eli boş giden eli boş döner, gönlü boş giden gönlü boş döner.
Hâsılı kelâm Yunus Hak erlerinin huzuruna eli boş gidilmemesi gerektiğini anlamış ve Hünkâra tabiatın en mütevazı meyvesini götürmüş vesselam.
Bendeniz bu mübarek meyveyi pek de severim. Kıbrıs’ta oluyor mu bilmem, yoksa da dikip yetiştirmeli.
Sonbaharda olur, kışın da karların altına kalan meyvelerinden pek tabii yenebilir. Bu güzel meyvenin adı bile pek latiftir:
“Alıç” yani ‘al, iç” diyor. İçini alıp yemek lazımdır. Yoksa dışında kalır, kabukla uğraşırsın. Değirmene buğdaysız giren unsuz döner, eli boş gitmemek icap ediyor. Bizim kültürümüzde bir yere misafir giderken eli boş gidilmez. Az çok bir şeyler alıp gideriz. gücümüz yettiğince bir hediye alır götürürüz. Sonra gelen sultandır. Hiçbir şey ikram edemezsen, bir bardak su yahut sirke ikram etmek iyidir.
Konu kıtlıktan nereye geldi.