YUNUS'UN MENAKIBINDAN BİR BÖLÜMÜN YORUMU

26 Oca 2026 - 09:49 YAYINLANMA

"Yûnus Tapduk'a otuz yıl hizmet etti. Fakat kendisine bâtın âleminden bir şey açılmamıştı.

O da kaçıp dağlara, kırlara düştü.

Bir gün bir mağarada yedi ere rastladı, onlarla arkadaş oldu.

Her gece onlardan biri duâ eder, duâsı bereketiyle bir sofra yemek gelirdi.

Nevbet Yûnus'a geldi, o da duâ etti: "Yâ Rabbi, benim yüzümü kara çıkarma.

Onlar kimin hürmetine duâ ediyorlarsa onun hürmetine beni utandırma," dedi.

O gece iki sofra yemek geldi.

"Kimin yüzü suyu hürmetine duâ ettin?" diye sordular.

"Önce siz söyleyin!" dedi.

Onlar, "Biz Tapduk Emre'nin kapısında otuz sene hizmet eden erin hürmetine dua ederiz." dediler.

Yûnus bunu duyunca hemen geri döndü ve doğru gelip Ana Bacı'ya sığındı. "Aman, beni bağışlat!" dedi.

Ana Bacı dedi ki: "Tapduk, sabah namâzına abdest almak için çıkar. Kapı eşiğine yat. Üstüne basınca bu kim diye sorar. Ben, "Yûnus!" derim. "Hangi Yûnus?" derse bil ki gönlünden çıkmışsın. "Bizim Yûnus mu?" derse ayaklarına kapan, kendini bağışlat.

"Yûnus Ana Bacı'nın dediği gibi eşiğe yattı.

Tapduk Emre'nin gözleri görmezmiş.

Ana Bacı koluna girer, âbdest almaya götürürmüş, o sabah gene götürürken ayağı Yûnus'a değdi.

Bu kim diye sordu.

Ana Bacı, "Yûnus!" dedi.

Tapduk, "Bizim Yûnus mu?" deyince Yûnus Tapduk’un ayaklarına kapanıp suçunu bağışlattı. "

Bu rivâyetteki eşiğe yatma yani secde etme motifi teslimiyet-i tâmmeden kinâyedir.

Kur’ân’daki Bakara sûresinin 34. âyetindeki “âdeme secde emri”nden de hatırlanacağı üzere secde, âdem-i mânâ olan insan-ı kâmile yapılır.

Hz. Mısrî “Secde eyle âdeme tâ ki Hakk’a kul olasın” der.

Secde teslimiyetin, makâma kabûlun, fenâ-yı şeyh, fenâ-yı resûl ve fenâfillah olmanın alâmetidir.

Hatırlanacağı üzere Kur’ân’da Mûsâ kavminin anlatıldığı bölümlerde, kavmin bağışlanma talebiyle birlikte secde emrinden ve sırrından da bahsedilir.

Bakara sûresinin 58. âyetinde Firavn’un zulmünden kaçan Mûsâ kavmine şöyle denilir: "Bir gün şöyle demiştik: “Şu beldeye girin de beğendiğiniz yerden, hiç çekinmeden yiyin. Kapısından secde ederek girin ve "Hıtta" (himmet et, hatamızı bağışla) deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara ikrâmımız olacaktır.”

Yine A‘raf sûresinin 161. âyetinde “Onlara: 'Şu beldede oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, 'hıtta/bağışla!' deyin ve secde ederek kapısından girin. Biz de hatalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız' denmişti.”

Fakat bu kavim Hz. Mûsâ’nın sözünü dinlememiş, Allah’ın va‘dettiği kutsal yere /makâma/ girmekten, oradaki kavimle mücadele etmekten, “kapıdan girin!” emrini yerine getirmekten vazgeçmişler ve Mûsâ’ya, “onlar orada bulundukça biz burada kalacağız, kendin git, mücâdele et” dediler.

“Mûsâ: "Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır." dedi. (Mâide/25).

Hz. Mûsâ kardeşiyle yoluna devam etti.

Geride kalan topluluk kutsal topraklara /makâma/ 40 sene giremediler, çölde sersem gibi dolaştılar.

İmdi burada Firavn nefs-i emmâre, onun zulmünden kaçan kavim tevhide yönelenler, Mûsâ ve kardeşi bu muvahhidlerin içinde başarılı olan kişilerdir (dervişler).

Kardeşi, aynı anadan olma (anâsıra bağlı, aynı orijine sahip) Mûsâ’nın nefsi olup terbiye sonucunda rûh makâmına -yani kardeşiyle yürüme makâmına- gelmiştir. 

Ana, dört unsurun aslıdır.

Rûh, yürümeye başlayan yani iç yolculuğa kabiliyet kazanan nefstir.

Geride kalan kavim kin, kibir, riyâ, şehvet gibi emmâreye ait huylardır.

Kutsal belde, tevhidin tahakkuk ettiği cem‘ makâmıdır.

Kapı tarikat ve hakikat kapısıdır.

Bu kapıdan secde etmeyenler giremez.

Ve beldenin Rabbi yani sahibi insan-ı kâmildir.

Secde, varlığı yokluğa değiştirmek için Hakk’a tam teslîm olma hâlidir.

Secde, âdem-i mânâ olan kâmile yapılır.

Şimdi bu hâdiseyi, tevhîdi zât makâmında henüz gerçekleştiremeyen Mûsâ (yani şeriatla hakikat arasında gelip giden kişi) üzerinden Yûnus’a uyarladığımızda menakıp daha iyi anlaşılacaktır.

Yûnus aslında, tekkeyi terk etmekle Firavn’undan kaçıp kavmiyle yola çıkan Mûsâ gibi kendi nefsinden kaçmakta ve başından binbir hâdise geçtikten sonra vahdeti idrâk edip geri dönerek eşiğe secde etmektedir.

Bu, onun fenâyı yaşayıp içeri geçtiğini gösterir.

Kutsal mekân, zâhirde Tapduk’un yani kâmillerin nezdi gibi görünse de hakikatte vahdetteki gönüldür.

Onu zâhirde Ken‘ân diyarında arayabilirsiniz ama hakikati gönüldür.

Bu anlatıdaki temel kavramları iyi tâbir etmek gerekir: Nefsin isyanı (Firavn), kavim (huylar), terk, yolculuk, kapı, secde, şehir.

Her mânâ tâlibi kendi beyt-i makdisine yolcudur.

Orası insanın nefsinde gizli bir gönül dünyasıdır.

Sâlik onu terk ve secde ederek bulabilir vesselâm.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: