OKUMAKTAN MANÂ NE? YAHUT GERÇEK OKUMA NEDİR?
13 Nis 2026 - 00:52
YAYINLANMA
Okumakdan mânâ ne? Kişi Hakk’ı bilmekdir. Gerçek okuma kendimizi okuma, varlığı okuma, hakikati okumadır. Bunu nasıl becereceğiz? Bunun için bizden önce aşk yolundan gidenlerin birisinin tecrübesine ihtiyaç vardır. Yunus Emre de onlardan bir tanesidir. Vahip Ümmî Hazretleri de keza öyledir. Gönlüne aşk düşen kişi yolunu bulur. Bir tek şartla; samimi olacaksın! Gönlüne aşk tohumu düşen kişi Allah’ını bulur. Bunun şartı samimiyettir. İslamiyet samimiyet, teslimiyet ve aşk dinidir.
Sadede gelirsek geriye doğru gittikçe karşımıza Yunus Emre-Tapduk, Akşemseddin-Hacı Bayram, Somuncu Baba-Hacı Bayram, Mevlâna-Şems ve sahabe-Hz. Peygamber ilişkileri gibi ilişkiler çıkar. Velhasıl bütün müridân okunması gereken kitabı Hz. İnsan yüzünden okudu da Hakk’ı bildi.
Eskiden talipler nasıl eğitilirdi?
Tasavvuf yolunda “Selamın aleyküm! Ben geldim, benim sorularım var. Siz de biliyormuşsunuz. Ben bunları sorayım. Sizden de ne cevap duyacaksam ona göre tavrımı alayım, kendimi ona göre ayarlayayım.” şeklinde bir olay yoktur.
Evliyanın hepsi konuşma yetisine yahut yetkisine sahip değildir. Evliyanın seçilmişleri konuşur. Cenâb-ı Hak her dönemde onların içinden birine “Sen bu halka hizmet edeceksin. Halkı Hakk’a vuslat ettirmede yol yordam gösterecek, kılavuz olacaksın.” diye yetki verir. Diğerlerinin kendilerine özgü görevleri vardır. Bazı dostlarını da örter. Onlar duacı, şefaatçi olarak “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” deyip insanların arasında dolaşır. Fakat bir tanesine “Sen Şems olacaksın!” yahut “Tapduk olacaksın!” veyahut “Hacı Bayram olacaksın!” denir. Cenâb-ı Hak’ın zat sırrının içinde nice dostları, nice Hacı Bayramları vardır da onların hepsini açığa çıkarmaz. Birini vitrine koyar. O bu meydanın sahibidir. “Medat ya sahibe’l-meydan” niyazının muhatabı o zat postudur. Teveccüh onadır.
İşte arayıp bulan önce görünürdeki o adrese, insan-ı kamile ulaşır. Mazhar-ı zat, mazhar-ı tam odur. Öyleyse sen Akşemseddin olursan Hacı Bayram’a ulaşırsın. Nasûhî olursan Karabaş-ı Velî’ye ulaşırsın. Hüdâyî olursan Üftade’ye ulaşırsın. Yunus olursan, Tapduk’a ulaşırsın. Mustafa olursan, şem’ine pervane olacağın bir Cemâleddin bulursun.
Bugün Kıbrıs’ta, Lefkoşa’dayız. Kıbrıs’ta da evliyadan nice zatlar vardır. Burlardan biri Kutup Osman Efendi’dir. Şu bizim Bursalı İsmail Hakkı Aziz’in rehberi…Sen İsmaul Hakkı olursan Kutup Osman Efendi’ye ulaşırsın. Evet, sen gerçek bir âşık isen gerçeğe ulaşırsın. Hakikat yolunda gel veya git yoktur. Talip olur gelirsin vasıl olup çıkarsın. Ne kadar aşkın varsa o kadar alırsın. Bu terbiyede akıl sökmez aşk söker!
Ne var? Tefekkür yani düşünme var. Hz. Peygamber “Bir saatlik tefekkür, altmış senelik ibadete bedeldir.” diyor. Ama bu düşünme sınavda sorulan soruların cevabını düşünme gibi değildir. Bu düşünme tamamen tevhide dayalı öze dönmekle ilgili bir düşünmedir. Öyle –şimdikilerin yaptığı gibi- elinde cep telefonuyla Allah ararsan bulamazsın. Cuma’da hutbe dinlemez, telefonla ibadet zamanını telef eder. Orada minberden hitap eden kimdir, bilmez. Nihayetinde terbiye kabulle başlar. Ben eğitilmem eşek kalırım diyenden mürid olmaz. Talip eğitiminin eskisi yenisi yoktur. Lakin ehlullah zamanın değişmesiyle ahkâm tagayyur eder yani hükümler değişir buyurmuşlardır. Öyleyse her kâmil talibin kapasitesine göre metod uygular. Bir kamilin 100 bin dervişi olsa 100 bin usulü, yanu metodu var demektir.
Erenler kimine odun taşır kimine un. Kimine beş yıldızlı bir hayat ikram eder de gönlüne zerre kibir gelmez.