TASAVVUF MEKTEBİ: VARLIĞI HAKK’A TAŞIR
Bu mektep varlığın Hak’tan olduğunu, Hak’tan gelip yine döneceğini öğreten varlığı Hakk’a taşıyan bir mekteptir. Evet bu yol varlığı Hakk’a taşıyıcıdır. Onun için yolcular dikkat etsinler; makam-ı rüyet son durumdur. Böyle olmakla beraber oraya gelen kişiler de nefse hiç ödün vermemelidir. Ödün verdin mi hemen kafasını çıkarır. Dizlerinin üzerine oturup nefsinin sana “Ben sana ne yaptım bu kadar, neden bu kadar hırs dolusun, benden neden bu kadar nefret ettin. Beni bağışla” dediğini duyarsan hiç inanma. Vur tevhîdle kafasına.
Nefsin Kusurları
İnsanların ettikleri kusurlar, cinayetler, bütün fenalıklar bir ân nefse uymadan olur. Daima her şeyin bir güzel tarafı vardır.
Şurada bir komşu var da kapının önüne arada çöp koyuyorlar. O da saatlerce orada duruyor. Canım sıkılıyor artık. Şurada oturuyoruz. Ben işlerini görsünler haydi azıcık görmeyivereyim filan dedim, o da vatandaş diye. Yalnız tatlıdille ikaz edenlere de hakaret etmeye başladı. Bunların içinde bizim çocuklar da var. Hakaretlerinin dozunu biraz kaçırdı bizim oğlanlara karşı. Bunun üzerine tembih ettim:
Sakın uymayın! Konuşmak gerekirse diyeceğin şu:
Dinimizin bildirdiği gerçeğe göre, sen benim, ben senin en büyük emanetiyiz. Biz biribirimize emanet edilmişiz. Peygamberimiz komşu hakkını anlatırken
“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” demiştir. Aile efradından sonra bize en yakın olan komşudur. Öyle ki birbirlerinin malına mirasçı olacak kadar yakın. Dinimizce böyle iken sen beni niye zorluyorsun ki? Güzellik varken çirkinliğe ne lüzum var. Benim bir eksiğim olursa kahırdan, garezden değil, kul olarak eksikliğimdendir. Eksikliğimi görürsen tatlı bir dil ile söylersin bana ben eksiğimi gideririm. Senin de bir eksiğin olsa ben de aynı şekilde tatlı bir dille, incitmeyecek bir dille söylerim. İki komşu bir yerde buluşuruz. Güzellik varken çirkinlik niye? Tatlı dil varken bu öfke niye? Bu öfkeyi öldür, rahat et!
Halaoğlunun Tevazusu
............diye bir şirket vardır Uşak’ta. Bunlar kilim ve battaniye dokuyup satarlar. Varlıklı aile. Benim hala çocuklarıdır. Yaşariye ile Fevzi Denizli’den Uşak’a nakletmet istediler. Onlara “oğlum, kızım bir yerden bir yere nakletmek yeni düzen kurmak kolay olmaz iyice düşündünüz mü?” diye sordum. “Düşündük baba biz geleceğiz.” dediler ve geldiler. Hala çocuklarının bir evi varmış, kira için gittik. Fevzi’ye: “Kira olarak şu parayı vereceksin, sana bir daha hiç kira artır falan demeyeceğiz.” dediler. Hala çocukları da buna şahit oldular. Bir ay geçmeden zam istediler, bana haksızlık yaptı diye. Baktım kira düşük oldu, haksızlık var ortada falan diye laf ediyor hala çocukları da. Hala oğluna dedim ki:
“Bir daha mağazanıza girmem, bir daha size hala çocukları demem. Antlaşmaya uymadın, Haksızlık yapıyorsun.” dedim yanlarından ayrıldım. Aradan belki on dört veya on beş sene geçti. Oturuyordum, duramadım bir gün evde. Araba çağırdım yanlarına vardım hala çocuklarının. Sarıldık sarmaştık. Çok üzüldü “beni öldürdün!” diye. Özürler diledi. Ne tevazu bu? Bunu herkes yapabilir mi?
Hoca İle Tartıştık
Daima sakin davranmak lazım.
Kargıcı Camiinin Hocası ile bir şey tartıştıydık. Daha doğrusu karşılıklı konuştuk. O şöyle dedi, ben böyle dedim. Baktım ki bana darılmış, iki üç gündür kafa tutuyor bana. Namazdan çıkarken gittim yanına, şöylece bir sarmaştım. Çözülüverdi problem.
İnsanız, konuşacağız. Bu konuşmalar bizi birbirimizden ayırmamalı.
Bilgi önemli. Sen bana bir şey öğreteceksin, ben sana bir şey öğreteceğim. Doğru olur eğri olur, hepsi birdir onun. Eğri ise de düzelir gider. Davranışlarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı! “Adavet etme kimseyle nefsin sana düşman yeter!” Burası mühim!
Komşuluk Hakkına Zeyl
Dinimiz İslâm ne diyor bak?
“Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.”
Sen benim bana Allah tarafından emanet edilmiş komşumsun. Ben sana sen bana emanet edilmişiz. İkimiz birbirimiz için ne kadar kıymetliyiz. Komşuluk gibi böyle bir kıymetin güzelliklerini yaşamak varken niye kırıcı bir davranış sergileyelim? Komşuya karşı müraî değiliz. Hem doğruyu söylüyoruz, hem en güzel şekilde davranıyorsun hem de onu gerektiğinde şiddetten alıkoyuyorsun.
İşte, nefsin o kadar orduları var. O orduların o kadar askerleri var. Peygamberimiz güreşen pehlivanları görünce şöyle baktı baktı:
Bunlar pehlivan değil dedi. Gerçek pehlivan odur ki, rakibini değil, öfke geldiği zaman onu dizginleyen, onunla baş eden, ökesini yenen kişidir. Bakınız dikkat ediniz Resûlullah “şu olduğu zaman, bu olduğu zaman” demiyor. Öfkeyi esas alıyor. Niye? Zira öfke bütün nefis ordularının başkomutanı.
BAYRAM GELDİ
Gece ay bir pamuk şeker
Hani şükretmeye değer
Ebru Teyze! Bayram geldi
Haydi Bilge, haydi Eren
Bugün çoktur şeker veren
Leyla Teyze! Bayram geldi!
Hey balkondaki güvercin
Gel bizimle sen de sevin
Uçan kuşlar! Bayram geldi!
Ülkü abla, Aysel Hala
Hani sevgi katmış bala
Çiğdem Teyze! Bayram geldi!
Anneciğim yanımda kal
Anlat köyde geçsin masal
Babacığım! Bayram geldi!
Bayram harçlıklarım senden
Haydi dede kalk erkenden
Babaanne! Bayram geldi!
Bana Sevda teyze dedi
Sokaktaki hiçbir kedi
Aç kalmazmış, Bayram geldi!
Emre, Hümâ, hey Nezahat
Sabredelim bir kaç saat
Kuşum Maviş Bayram geldi
Yıldızlar da benim gibi
Kapatmıyor gözlerini
Uyan güneş bayram geldi
Besteler yap çiçek çiçek
Açsın gönüllerde tek tek
Ender amca! Bayram geldi
Mustafa Tatcı