KARABAĞ ZAFERİNİN BEŞİNCİ YILDÖNÜMÜ VE BÖLGEDE OLUŞAN YENİ JEOPOLİTİK DURUM

09 Kas 2025 - 14:06 YAYINLANMA

Karabağ’daki çatışmaların geçmişi çok daha eski dönemlere uzanmakta olup, iki millet arasındaki gerilimin temelinde büyük ölçüde Rusya’nın yürüttüğü toplum mühendisliği politikaları bulunmaktadır. Bölgeyi denetim altında tutmak ve Türkiye ile Türkistan arasındaki kara bağlantısını kesmek isteyen Rusya, bu strateji doğrultusunda Ermenileri tarihsel bir vesayet aracı olarak son derece ustaca kullanmıştır. Önce Azerbaycan’ın kadim topraklarını Ermenistan’a bağlayarak bölgeye adeta bir hançer saplayan Rusya, ardından Ermenileri kullanarak Azerbaycan’da katliam ve vahşet ortamı yaratmış, böylece Türk–Ermeni düşmanlığının kök salmasına zemin hazırlamıştır. Moskova’nın bu mühendislik çabalarının boyutu öyle derindir ki, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bile yakın zamanda “Türkler hakkındaki algımız Rusya tarafından uydurulmuştur; KGB ajanlarının biçtiği bu düzenin dışına çıkmak zorundayız.” sözleriyle bu gerçeği açıkça itiraf etmiştir.

Birinci Karabağ Savaşı sırasında Rusya’nın açık veya örtülü desteğini alan Ermenistan, uluslararası hukuku ihlal eden ağır insan hakları ihlalleri ve sivillere yönelik katliamlara varan uygulamalar eşliğinde Azerbaycan’a ait geniş toprakları işgal etmiş ve bu bölgelerde kalıcı bir demografik yerleşim politikası yürütmeye yönelmiştir. Bununla birlikte Erivan yönetimi, işgalle yetinmeyerek yeni toprak kazanımlarına yönelik niyetini çeşitli askeri ve siyasi adımlarla ortaya koymuş, bu durum iki ülke arasındaki gerginliği yeniden çatışmaya açık bir hâle getirmiştir. Ancak sonraki süreçte başlayan savaş, Ermenistan’ın önceki dönemdeki beklentileri doğrultusunda sonuçlanmamış ve bölgesel güç dengeleri Azerbaycan lehine belirgin biçimde değişmiştir.

27 Eylül 2020 sabahı Ermenistan güçlerinin Azerbaycan’ın Terter, Füzuli, Ağdam ve Cəbrayıl hattındaki sivil yerleşimleri ağır topçu ateşine tutması üzerine İkinci Karabağ Savaşı başladı. Temmuz 2020’de Tovuz bölgesinde yaşanan provokasyonlarla yükselen gerilim, Eylül ayında Ermenistan’ın sınır hattındaki yoğun askerî hareketliliğiyle daha da tırmandı. Azerbaycan ordusu, bu saldırılara karşı “karşı taarruz harekâtı” başlatarak işgal altındaki bölgeleri adım adım geri almaya yöneldi. Modern savaş teknolojileri, özellikle SİHA’ların etkin kullanımıyla dengeleri kısa sürede değiştiren Azerbaycan, 44 gün süren harekâtın sonunda stratejik Şuşa şehrini kurtararak üstünlüğü kesinleştirdi ve 10 Kasım 2020’de imzalanan üçlü anlaşma ile savaş sona erdi ve bu savaş Azerbaycan’ın mutlak galibiyetiyle sonuçlandı. O nedenle bu tarih Azerbaycan’da Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. Ancak bu tarih, Atatürk’ün vefat yıldönümüne denk geldiğinden, kardeş ülkenin yas gününde kutlama yapılmasını uygun görmeyen Azerbaycan, “Zafer Günü”nü 8 Kasım (Şuşa’nın düşman işgalinden kurtarıldığı tarih) olarak belirleyerek diplomatik bir incelik ve nezaket örneği sergilemiştir.

Güney Kafkasya’da Yeni Güç Mimarisi Kuruluyor

2020 Karabağ Zaferi, Azerbaycan tarihinde eşine az rastlanan bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu zafer, ülkenin uzun yıllar işgal altında kalan topraklarının büyük kısmının geri alınmasını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Azerbaycan’ın kendi sınırları üzerinde tam egemenliğini tesis etmesine ve ulusal bütünlüğünü yeniden sağlamasına imkân tanımıştır. Dolayısıyla bu tarihsel başarı, yalnızca askeri bir zafer olmanın ötesinde, ülkenin siyasi, diplomatik ve stratejik konumunu güçlendiren bir dönemeç olarak kayıtlara geçmiştir. Bununla birlikte Karabağ Zaferi sadece Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlaması değil; Güney Kafkasya’da Soğuk Savaş sonrası oluşan güç mimarisinin tamamen değişmesine yol açmıştır. Aradan geçen beş yılda bu değişim, bölgesel politikaları, güvenlik doktrinlerini ve jeoekonomik koridorları etkileyecek ölçüde derinleşmiştir. Geçen beş yıllık süreçte, bölgede artık Türkiye- Azerbaycan stratejik ekseni, Batı’ya yönelmiş ancak güvenlik açmazlarını aşmakta zorlanan Ermenistan ve etkisi zayıflamış Rusya üçgeninde şekillenen yeni bir jeopolitik denge oluşmuştur.

Azerbaycan’ın Yeni Jeopolitik Konumu

2020 Karabağ Zaferi, Azerbaycan için yalnızca askeri bir başarı olmanın ötesinde, bölgesel güç ve stratejik konumlanış açısından belirleyici bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Savaş sonrasında Azerbaycan’ın geliştirdiği askeri mimari, klasik savunma anlayışının ötesine geçerek Türkiye ile ortak harekât kabiliyeti üreten bir modele dönüşmüş ve Güney Kafkasya’da tek taraflı güç kullanımının önünü kapatan bir caydırıcılık sağlamıştır. Bunun yanı sıra, Azerbaycan’ın enerji politikası artık sadece ekonomik bir araç olmaktan çıkmış, Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltma sürecinde Bakü’yü stratejik bir diplomatik aktöre dönüştürmüştür. Karabağ Zaferi aynı zamanda Azerbaycan’ın Türk Devletleri Teşkilatı içindeki ağırlığını güçlendirmiş, Orta Koridor’un canlanmasıyla ülke, hem Türkiye–Avrupa hem de Türkiye–Orta Asya bağlantılarının ana stratejik halkası hâline gelerek klasik bir Güney Kafkasya aktöründen çıkarak Avrasyacı bir eksenin merkezine taşınmıştır. Bu gelişmeler, Azerbaycan’ın hem askeri, hem ekonomik, hem diplomatik hem de bölgesel entegrasyon açısından Güney Kafkasya’da belirleyici bir aktör olarak konumlanmasını sağlamıştır.

Güvenlik Paradigmanın Çöküşü ve Yeni Arayışlar

Ermenistan açısından son beş yıllık süreç hem güvenlik hem de iç politikada derin kırılmalar yaşanmıştır.  Karabağ Savaşı ve özellikle 2023’te Laçın’daki gelişmeler, Moskova’ya dayalı 30 yıllık güvenlik doktrininin pratikte işlevsizliği, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütünün etkisizliği, Rus barış gücünün pasifliği açık bir şekilde görülmüştür. Bu durum Moskova- Erivan ilişkilerindeki gerilime neden olmuş, Ermenistan’ı güvenlik açığıyla baş başa bırakmıştır. İç politik alanda ise travmatik yenilgi sonrası kimlik tartışmaları, diaspora ile Erivan arasındaki ayrışmalar, Paşinyan yönetiminin meşruiyet krizleri ve radikal milliyetçi grupların yeniden mobilizasyonu, toplum psikolojisinde belirgin kırılmalara yol açmıştır. Bu bağlamda Ermenistan, 2022 sonrasında Batı’ya yönelerek AB gözlem misyonunu kabul etmiş, Fransa ile askeri işbirliğini artırmış ve ABD ile güvenlik istişarelerini yoğunlaştırmış olsa da, Batı’nın sınırlı kapasitesi nedeniyle henüz tam anlamıyla güvenlik ve stratejik alternatif üretememekte ve ülke, jeopolitik belirsizlik kuşağında kalmaya devam etmektedir.

Güney Kafkasya’da Yeni Güç Dengesi

Son beş yılda Güney Kafkasya’da, 30 yıllık statükonun çökmesi ve bölgesel mimarinin yeniden şekillenmesi süreci yaşanmıştır. AGİT Minsk Grubu fiilen işlevsiz hâle gelirken, Rusya’nın arabuluculuk kapasitesi zayıflamış ve Türkiye–Azerbaycan ekseni bölgesel belirleyici aktör olarak öne çıkmıştır. Bu kırılma, bölgeyi iki ana eksene ayırmıştır: Türkiye–Azerbaycan merkezli entegrasyon alanı ve Batı’ya yönelen ancak sınırlı güvenlik garantisine sahip Ermenistan. Aynı dönemde ulaşım ve ticaret koridorları stratejik önem kazanmış, özellikle Zengezur Koridoru müzakereleri, İran’ın alternatif güzergâh girişimleri ve Orta Koridor’un ivme kazanması, Güney Kafkasya’yı küresel jeoekonominin merkezî düğüm noktalarından biri hâline getirmiştir. Burada Trump Köprüsü olarak adlandırılan proje ile ABD bölgeye yeni bir aktör olarak varlığını hissettirme arayışına girmiştir.  Öte yandan, Ukrayna savaşı sonrası Rusya, Ermenistan üzerindeki nüfuzunu kaybetmiş, Azerbaycan ile ilişkilerinde daha temkinli ve sınırlı bir pozisyon benimsemiş; bölgedeki oyun kurucu rolünü Türkiye ve kısmen İran ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Bu güç kayması, Güney Kafkasya’yı çok aktörlü ve çok kutuplu bir güvenlik sistemine doğru yönlendirmiş, bölgeyi artık yalnızca bir çatışma alanı değil, stratejik ve jeoekonomik açıdan merkezi bir düğüm hâline getirmiştir.

Sonuç olarak, son beş yıllık süreçte Güney Kafkasya’da kalıcı bir dönüşümün yaşanmıştır.  Azerbaycan açısından bu dönem, jeopolitik yükseliş, askeri caydırıcılık, enerji-politik güçlenme ve Türk dünyasıyla entegrasyonun hızlanması ile karakterize edilirken; Ermenistan açısından güvenlik doktrininin iflası, yeni müttefik arayışları, iç siyasal istikrarsızlık ve ekonomik bağımlılık öne çıkmıştır. Bölge genelinde ise 30 yıllık statükonun çökmesi, Türkiye’nin bölgesel güç statüsünün güçlenmesi, Rusya’nın çekilmesiyle oluşan güç boşluğu ve transit hatlar üzerinden yoğunlaşan jeoekonomik rekabet, sınır belirleme ve barış anlaşması süreçlerinin belirleyici hâle gelmesine yol açmıştır. Karabağ Zaferi’nin beşinci yılı itibarıyla Güney Kafkasya, Azerbaycan’ın merkezde olduğu, Ermenistan’ın yön aradığı, Türkiye’nin etkisinin arttığı, Rusya’nın nüfuz kaybını telafi etmeye çalıştığı ve Batı’nın temkinli ama görünür olduğu yeni bir jeopolitik mimariye sahiptir. Bu yeni düzen, yalnızca askeri güç dengelerini değil, ekonomik koridorları, enerji politikalarını ve bölgesel kimlik siyasetini de dönüştürmüş; uzun vadede barış antlaşmasının imzalanması ve koridorlar üzerinden karşılıklı bağımlılığın artması hâlinde, bölgeyi çatışma alanından işbirliği alanına taşıyabilecek bir potansiyel sunmaktadır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: