NEFSİN SÜLÛKÜ

29 Haz 2026 - 00:06 YAYINLANMA

 

Kuran-ı azimüşşâna insan nedir, diye sorsak pek çok âyetten hareketle “insan şudur!” diye tanımlar elde ederiz. Bu tanımların temelinde yedi mertebe vardır. Evet, insan yedi nefis merhaleden geçmek zorunda olan bir varlıktır. Bunlar Kur’an’da emmâre, levvâme, mülheme, mutmainne, râziyye, marziyye ve bunların tamamını ihtiva eden safiye (yani kâmile) nefis olarak adlandırılmıştır. Bu muhabbette nefis mertebelerinin tafsilatına girmemiz zordur. İlgili eserler var bu konuda. Mesela bizim Musa Yıldız kardeşimizle yayınladığımız Safranbolulu Mehmed Emin Efendi’ye ait “Âşıklara Ayna ve Terazî” kitabına bakınız. 

İslam kin, kibir, riyâ, öfke, şehvet, yalan, gıybet gibi -tabiri caizse- cehenneme malzeme olarak nitelendirebileceğimiz bütün kötü huyları yedide toplar. Cehennemin yedi kapısı, cennetin sekiz kapısı vardır. Güzel huylarımız cennetin kapılarını, kötü huylarımız cehennemin kapılarını açar. Hazret-i Yunus birine kin tutan kişinin üstüne kaya gibi kocaman bir taş gönderip ikaz eder: “Kin tutanın yoktur dini.” der. Eğer kibrin, yalanın, kinin, riyan, şehvetin varsa sen bir kâmil insan olamazsın der. Öyleyse ne yapmak lazımdır? Terbiyetten geçmek, nefsin olanca şiddetiyle kötülüğü emreden (Yusuf/53) bütün kötü huylarını dönüştürmek lazımdır. Kur’an'daki ikinci nefis merhalesi levvâme nefistir. Kıyamet süresinin 2. ayetinde “Kasem ederim o yaptıklarından pişman olan nefse” buyrulur. Levm kınamak demektir. Bu nefsin emmâreden farkı kötülük yapınca hemen pişman olup keşke bunu yapmasaydım demesidir. Kur’an’daki üçüncü nefis merhalesi ilham alabilen nefs demek olan “mülheme” makamıdır. Şems suresinin 8’inci ayetinde “Ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene andolsun ki!” denilir. Fussilet suresinin 53. ayetinde de “Yakında onlara hem âlemin ufuklarında hem de kendi benliklerinde ayetlerimizi göstereceğiz.” buyrulur. Âyetlerin yani ilahî işaretlerin nefsimizde yorumlanabilmesi için tecelliyât-ı ilahiyyeyi hem içimizden hem dışımızdan takip etmemiz gerekmektedir. Olaylar bizim için kurgulanmış birer aynadır. Sonra rüyâlar insanlık için özel bir bilgilenme yoludur. 

Hatırlarsanız Hz. Peygamber:

“Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz.” demiştir. 

Sahi biz nefsimizi nasıl hesaba çekeceğiz? 

Herkesin mâlûmu olan bilgiye göre öldüğümüzde hepimiz için hesap defterleri açılacak. Kim ne yaptıysa eline verilecek! ahrete imanımız şüphesiz vardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz o hesap günü gelmeden önce nefsimizi hesaba çekmemiz gerektiğini beyân ve ikaz etmektedir. Yine Resûl-i Ekrem:

“Benim ümmetim ahirette on bölük haşr olacaktır. Kimi maymun kimi hınzır kimi gayrı suretlerde.” demiştir. “Ba‘su ba‘de'l-mevt”e yani yeniden dirilmeye (mahşere) inandığımıza göre şunu da bilelim ki herkes mahşerde kendi huyunun elbisesiyle dirilecektir. Başka bir tabirle “Biz bu alemde hangi suret ve sıfatın elbisesini kazandıysak mahşerde o suretle kıyam edeceğiz. Resulullah da bu yüzden kimi maymun kimi hınzır kimi gayrı suretlerde demiştir. İmdi fakir burada bu sözlere iki cümle daha ilave ederek mevzuyu bitirmek isterim. Mahşer, beklenen bir hadise değil olup duran bir hadisedir. Şu gerçeği bil ki sen burada kazancını yemektesindir. Bir de şunu bilmeli ki, biz kimi maymun kimi hınzır kimi gayrı suretlerde zuhur edecek olan ümmetten olmayalım. Hemen insan olarak yaşayalım, hemen insan olalım ve Hz. İnsan olup da Hakk’a karışalım yahu!

 

mt

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: