ADAM YETİŞTİRMEK

19 Oca 2026 - 00:14 YAYINLANMA

………

Kafiye

Hikaye

Dava tek

Ölmemek

…………

Dava bilinci ve şiir dendiğinde ya da davanın şiiri veya şiirin davası dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri şüphesiz üstad Necip Fazıl Kısakürektir. Merhumun dava bilinciyle ilgili sayısız şiirlerinden biri de yukarıda küçük bir bölümünü aldığım ‘’Kafiye’’ başlıklı şiiridir.  

Üstad şiirinde ‘’davanın tek olduğunu ve gerçek davanın ölmemek’’ olduğunu söylüyor. Küllü nefsin zaikatül mevt… Âmennâ ve saddakna. Ancak Yunus da der ki;

Yunus öldü diye sala verirler

Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez.

Aslında iki aşık da aynı şeyi söylüyor. Yunus; ‘’Ölen bedendir, ruh ölmez’’ Diyor. Necip Fazıl Kısakürek de gerçek davanın ölmemek yani ölümsüzlük davası olduğunu söylüyor. Çelişki gibi ama değil. Beden olarak hepimiz öleceğiz. Ancak bir davası olanlar, bir ülküsü olanlar, bir eser bırakanlar o ülküleri, fikirleri, eserleri var oldukça dünyada adları hep anılırlar, unutulmazlar. Ayrıca yaptıkları güzel işlerin, eserlerin sevabı da kıyamete kadar onlara sevap yazılmasına sebep olur, bu yönüyle de ölümsüzleşirler.

Yine davanın ölmemesinin veya ölmemek davasının bir şartı da davayı gelecek nesillere taşıyacak, geliştirecek nesiller yetiştirmektir. Belki de işin en çileli tarafı, fedakarlık isteyen tarafı, en çok dikkat edilmesi gereken tarafı da budur: ‘’Adam yetiştirmek.’’

Yine üstadın;

‘’maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım. ‘’ satırlarında anlatmaya çalıştığı zorlukları yaşayarak ortaya çıktığına inandığı dava adamı yetiştirmek gerekir. Hep koltukların makamların geçici olduğu söylenir. Ancak makamlar değil adamlar geçicidir. O koltukları dolduran, o makamlarda oturan insanlar ölümlüdür ve görev süreleri de sınırlıdır. Oralarda oturanların kendinden sonra gelecek ve ölmemek davasını, eserlerde yaşatmak, gönüllerde yaşatmak davasını sürdürecek adamların da yetiştirilmesi gerekir. Bu günümüzde farklı dernek ve vakıflarla yapılabildiği gibi bireysel olarak da yapılmalıdır. Sorumluluk sahibi yöneticilerin ve sivil toplum kuruluşlarının sadece formal eğitim değil, özel olarak da bizden sonraki süreçleri yönetecek dava adamlarının yetiştirilmesini önemsemesi gerekir.

Ancak, belli makamları, yönetme ve temsil yetkisini elinde bulunduranlar, yanlarında, yörelerinde kendilerini zorlayacak, hatta kendilerinden çok daha güzel işler yapacak nitelikli insanları yetiştirmek yerine yok saymayı ve gerektiğinde tepelerine basıp geçmeyi ya da trenden atmayı tercih ediyorlar. Halbu ki toplumların gelişerek devamlılıklarını sağlamak için adeta lig sistemi gibi ya da ata sporumuz güreş töremizde olduğu gibi potansiyeli olan nitelikli gençleri siyaset ve sivil toplum kuruluşlarında da‘’Toz koparan’’ dan alıp ‘’baş pehlivan’’ grubuna kadar yükselmesine müsade ve teşvik etmelidir.

Ders gibi bir fıkrayla yazıyı sonlandıralım.

Evvel zamanda Maho Ağa’nın sahip olduğu bir köy varmış. Maho Ağa kendisi okur yazar ama gençlerin okumasını teşvik etmezmiş. Onların çok şey bilip ağalık düzenini bozacaklarından korkarmış. Maho Ağa, her kış ilk kar yağdığında Köyün başındaki tepeye çıkar, uzaktan okunacak şekilde, idrarıyla ‘’MAHO AĞA’NIN KÖYÜDÜR’’ diye yazarmış. Maho ağa ihtiyarlamış. Tepeye çıkmış, yine yazıyı yazacak ama prostat olduğu için yazıyı yazamamış. Köyden güçlü bir delikanlıyı almış, tepeye çıkarmış. Ona aynı yazıyı idrarıyla yazmasını emretmiş. Genç; ‘’Ağam ben okuma yazma bilmem ama idrarım kuvvetlidir demiş Ağa çaresiz… Birinde idrar sağlam, biri okur yazar. Ortaklaşa yazmışlar yazıyı … Nasıl mı… Onu da siz hayal edin.

 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: