KAR
Dünyada dört mevsimin aynı anda yaşandığı, hatta bir yanda denize girilebilirken başka bir yerde kayak yapılabilen ender ülkelerden birinde yaşıyoruz. Binlerce güzel özelliğinin yanında bu özelliği ile de ne kadar güzel bir vatana sahip olduğumuzu idrak edip ne kadar şükretsek azdır.
İnsanoğlu, yazın kışı, kışın yazı özler. Bu belki de insanoğlunun doğal bir özelliğidir. Belki de bu yönüyle hep yeni ve farklı olanın peşine düşmüş, bugünkü konfor araçlarını icat etmiştir. Ancak bilinmektedir ki her mevsimin, her günün hatta her anın insanoğluna sunduğu güzellikler vardır. Bize düşen farkındalığımızı artırıp her andaki güzellikleri görebilmek ve keyfini yasayabilmektir. Ayrıca her mevsim, her iklim koşulu tabiatın sürekli canlı kalabilmesi; bir bakıma Allah CC.’nun tekvîn sıfatının tecellisi yani yaratılışın devamı için de gereklidir.
Örnek olarak son bahar yağmurları yağmazsa toprak ekim için hazır hale gelmez. Kar yağmazsa toprağın altındaki tohum filizlenmez. Toprak suya doymaz. Yeraltı suları tamamlanmaz. Atalarımız Uludağ’ı bir ihtiyara benzetirler, kar kar yağınca "Uludağ beyaz cübbesini giydi. Bu yıl bereketli olacak" derlermiş. Ne kadar güzel bir tespit, ne kadar güzel bir anlatım. Uludağ'a kar yağarsa Uludağ'ı gören yerlerde ağaçlar erken çiçek açıp don ve kırağıdan zarar görmez. Ağaçlar için gerekli olan kış soğuklanma ihtiyacı giderilir. Meyve bol olur. Uludağ'a kar yağarsa bölgenin su kaynakları gürleşir, barajlar, göller dolar.
Yine karın yağma anı birçok şaire de ilham kaynağı olur. Cenab Şehabettin’de Elhan ı Şita’dır. Kış musikisidir. Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş, ilkbaharın geçen günlerini arayan, eşini kaybetmiş bir kuştur kar. Uçarken düşüp ölen kelebeği solgun bahçelerde arayan beyaz bir melek kanadının uçlarıdır.
Kayahan’ın şarkısında ölüm karbeyazdır.
Şükrü Erbaş da ‘’Geçmedi üşümem, ben bir aşkın kar yağışından geliyorum’’ diye anlatır karı.
Ahmet Muhip Dranas;
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden. Dizeleriyle kar yağışının kendisini nasıl alıp götürdüğünü anlatır.
Edip Cansever’de ‘’Konuşulmamış bir söz yığınında çıkan yangındır.’’
Yahya Kemalde ‘’Bin yıldan uzun bir gecenin bestesi...’’
Yeryüzünü adeta beyaz bir yorgan gibi örterek bize muazzam bir tablo izleme zevkini yaşatır.
Aynı zaman da ölümü hatırlatır… Kar altında her şey eşittir. Markalar, rütbeler yoktur. Tıpkı beyaz bir mezarlık gibidir kar. Sarıkamış’ta şehadetin en saf beyazıdır kar. Diğer doğa olayları gibi, ibret nazarıyla bakıldığında kar da yüzlerce mucize ve güzellik barındırır.
Ancak kış ayağını uzatmaya başladığında tüm haber bültenleri başlar yaygaraya.
- Sibirya soğukları yaklaştı,
- Dondurucu soğuklar geliyor.
- Donacağız!
-Beyaz kabus!
- Beyaz esaret!
Halbuki her bölgenin soğuğu kendine hastır. Bursa'nın soğuğu Bursa'ya, Sibirya’nıki de Sibirya ya. Erzurumlularla Karslılar bile soğuklarını paylaşamazken ne işi var Sibirya soğuklarının Türkiye'de.
İlk kar yağışını görüntülemek için muhabirler şehrin yüksek yerlerinde mevzilenmistir. Evet, yağdı! yağacak! bir santim oldu, üç santim oldu. Araçlar kaymaya başladı, kaza görüntüleri.
Hele bir müsade edin, bir yere düşsün mübarek. Resmen kar yağdığına yağacağına bin pişman.
Eskiden çok daha fazla kar yağardı ülkemize. Karla hatta kar altında günlerce yaşamayı bilirdi büyüklerimiz. Erzurum'da tarihi Erzurum evlerini gezmistik. Evden eve kapalı geçitler vardı. Belki de aylarca kar altında yaşarmış atalarımız bu evlerde. Üstelik komşuluk ilişkilerini de sürdürerek. Çobanlar baharda yaylaya çıkar, ilk kar düşmeden dönermiş köyüne. Şimdiki çobanlar ilk karın düşmesini değil de ilk çığın düşmesini bekliyor yayladan dönmek için. Sonra kar esareti, kar altında, çığ altında kalan sürü ve çoban haberleri. Sanki haber bültenlerine çıkmak için özellikle yaylada bekliyorlar. Sonra her yayla dönüşü çığ altından kurtarma operasyonları ve maalesef can kayıpları...
Karın yağmasına da, sıcağa da, soğuğa da, yağmura da tabiattaki her canlı gibi bizim de ihtiyacımız var. Deprem dahil her tabiat olayı kesinlikle insanoğlunun faydasınadır. Biz atalarımız gibi doğayı okuyamadığımız için, hayatımızı doğanın kanunlarına - ki onlar Allah'ın canlı ayetleridir- uygun planlamadığımız için aslında her biri bir mucize olan bu olayları felâket hâline getiriyoruz. Ders almamız ve şükretmemiz gereken tabiat hadiselerinden şikayet ediyoruz.
Bırakalım tabiat olayları kendi akışında devam etsin. Biz tabiatı kendimize benzetmeyelim, kendimizi tabiata benzetelim. İşte o zaman hayatın tadına varacağız. Zihinlerimiz, gönüllerimiz berraklaşacak ve gerçek huzuru bulacağız.